10. Sayı

10. Sayı

Ekim 2014

CEMAL ŞAKAR’IN ÖYKÜLERİNDE YAPI

Ertan Örgen

  Bu yazıda, son dönem Türk öykücülüğünün önemli isimlerinden Cemal Şakar’ın yayımlanmış yedi öykü kitabındaki yapı değerlendirilecektir. Onun öykücülüğü, kanaatimizce iki döneme ayrılmaktadır: Yazar, ilk döneminde modernist tarza ve bireye yakın bir anlatma dünyası kurmuştur. Buna bağlı olarak öykülerinde iç monolog, iç diyalog daha baskın bir yapı oluşturur. İkinci döneminde ise, postmodern ve görsellik üzerinden Türkiye ve İslam coğrafyasında olup bitenleri sosyal mesajlarla işler. Bu dönem öyküsünde biçim yeniliği çok fazladır.
Anahtar Kelimeler: Cemal Şakar, öykü, yapı.

TUFANDAN ÖNCE HİKÂYESİNDE
OYUN VE AFET ARASINDA KASABA HALKININ DRAMI

Mehmet Güneş

   Geçmişten bugüne dinî ve mitik inanışa dayanan tufan hadisesi edebî metinlerde önemli bir yer tutar. Tufan hadisesinin işlenişi yazarların kaynaklarına göre değişiklik gösterse de cezalandırma, arınma ve yeniden doğuş bu eserlerde ortak motif olarak geçer. Modern Türk edebiyatının önemli yazarlarından Mustafa Kutlu’nun Tufandan Önce hikâyesinde Nuh Tufanı’nı imleyen birçok metaforun eserin dokusuna ustaca yerleştirildiği görülür. Yazarın kaynaklarının İslâmi olması dolayısıyla, eserdeki sembolik unsurlar, göndermeler ve anıştırmaların Kur’an-ı Kerim’deki kıssa, anekdot ve ayetlerle ilintili olduğu görülür. Başka eserlerinde de siyaset ve toplum ilişkisine yer veren yazar, Tufandan Önce hikâyesinde siyasi yozlaşmayı ayrıntılı olarak işler; bir Anadolu kasabasındaki durumla Nuh Tufanı arasında benzerlik kurar. Bu çalışmada Tufandan Önce hikâyesi siyaset-toplum ilişkisi bağlamında değerlendirilip Anadolu kasabasındaki durumla Hz. Nuh’un kavmi ve tufan hadisesi arasındaki benzerlikler üzerinde durulmuştur.
Anahtar Kelimeler: Hikâye, siyaset, tufan, kasaba, metinlerarasılık

CENGİZ AYTMATOV’UN KASSANDRA DAMGASI
ROMANINDA KÖTÜLÜK VE GELECEK KURGUSU

Cafer Gariper  – Yasemin Küçükcoşkun

    Cengiz Aytmatov, Kassandra Damgası adlı romanında Yunan mitolojisinde yer alan Kassandra mitinden hareketle kötülük problemi üzerinde durur. Yazar, kurguladığı roman kişileri aracılığıyla dünyanın içine sürüklendiği olumsuzlukları dikkatlere sunar. Romanın kurmaca dünyasında savaş, silahlanma, hızlı nüfus artışı, baskıcı ve totaliter rejimler, çıkar çevreleri, politik oyunlar, hava kirliliği, ekolojik dengenin bozulması gibi insanlığı yakın gelecekte bekleyen tehlikeler sergilenir. 20. yüzyılın sonlarında insanlığın içine sürüklendiği olumsuzlukların bazı sinyalleri de ortaya çıkmaya başlamıştır. Balinalar topluca karaya vurarak intihar etmekte, anne rahminden bazı embriyolar yeryüzüne gelmek istemediklerini ifade eden sinyaller göndermekte, Türkiye’de insanlar bir otelde yakılmakta, Rusya’da işlerini kaybetmemek için gösteri yapan işçilere şiddet ve baskı uygulanmaktadır. Bütün bunları uzaydaki araştırma istasyonunda üç yıllık çalışma sürecinde gözlemleyen ve değerlendiren bilim adamı Filofey, yeryüzündeki insanları uyarmak ister. Onun buluşuna ve görüşlerine iki kişinin dışında inanan olmaz. Politik ihtiraslara bağlı hayat anlayışı içindeki yöneticiler, problemlere gereğince eğilmez, geniş insan kitleleri duyarsız kalır. Sonunda problemi gören ve gösteren bilim adamlarından Robert Bork, öfkeli kalabalıklar tarafından linç edilir. Filofey intiharı seçer. Bu romanıyla Aytmatov, bireyden insanlığa doğru genişleyen kötüyle iyinin, yanlışla doğrunun karşılaşmasından doğan çatışmalar ağını sergileme yoluna gider.
Anahtar Kelimeler: Cengiz Aytmatov, Kassandra Damgası, roman, kötülük, mit.

YENİ TÜRK EDEBİYATI TARİHİNDE NESİR KAVRAMI

Asker Resulov

   Abdülhalim Memduh Efendi’nin Tarih-i Edebiyat-ı Osmaniyye’sinden bugüne kadar geçen yaklaşık 130 yıllık müddette Türkiye’de Eski, Klasik, Osmanlı, Yeni, Çağdaş, Muasır, Resimli, Metinlerle, Tarih İçinde, 100 Soruda, XIX.Yüzyıl vb. tamlayan sözcüklerle yahut tamlayansız Türk Edebiyatı veya Türk Edebiyatı Tarihi adını taşıyan tek ya da çok ciltli yaklaşık kırk kadar (bu rakam, benim okuduklarımdır, muhakkak onların sayısı daha fazladır) kitap basıldı. Bunlardan birinin son baskısı bana yeni ulaştı: Yeni Türk Edebiyatı Tanzimat’tan Cumhuriyet’e (1839-1923).1
Bana göre 944 sayfalık kitabı ötekilerden ayıran başat özellikleri hemen belirteyim; nesir türlerinin alışılagelmişten farklı sınıflandırılması, Türk edebiyatına ilişkin konferans ve ders notları şeklinde düzenlenmiş olması, daha önce aynı döneme dair eserlere girmeyen şahsiyet ve eserlerin yer alması, yönlendirici ve açıklayıcı dipnot ve kaynak zenginliği.
Bu makalede söz konusu yapıt, Türk edebiyatı tarihçiliği açısından değerlendirilerek nesir kavramı altında yer verilmiş edebî türlere ilişkin bazı hususlara temas edilecektir.
Anahtar Kelimeler: edebiyat, Türk, yeni, tür, nesir

VAKİTSİZ SOLAN BİR ÇİÇEK:
MAZLUM KENAN KÖSTEKÇİ VE ŞİİRLERİ

Meral Demiryürek

    Türk ve dünya edebiyatında verilen eserler kadar sahipleri de biyografileriyle önem taşır. Sanatçının hayatı, hem eseri daha iyi anlamak adına hem de onu çağdaşları içinde bir yere oturtma ihtiyacının bir sonucu olarak dikkate alınır. Kimi isimler vardır ki onların sürdürdükleri hayat eserleri kadar öne çıkar. Trajik ayrıntılar zaman zaman verilen eseri gölgede bile bırakabilir. Dikkat çekici yazar ve şair biyografileri içinde çeşitli sebeplerle hayata erken veda edenlerin yeri ayrıdır. Okur onlara büyük bir şefkat penceresinden bakar, eserlerini o gözle okur. Bu gruptaki isimlerden biri de 26 yaşında hayata gözlerini yuman ve geride bir kitabı dolduracak kadar şiir bırakan Mazlum Kenan Köstekçi’dir. Şairin ölümünden sonra ailesi tarafından bütün şiirleri bir araya getirilerek Zakkum Çiçekleri adıyla yayımlanır. Bu çalışmada Mazlum Kenan Köstekçi’nin biyografisi ve geçirdiği hastalığın şiirlerine yansıması üzerine bir değerlendirme yapılarak yaşantı-eser ilişkisi üzerine yoğunlaşılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Mazlum Kenan Köstekçi, Zakkum Çiçekleri, verem, Çorum, Cumhuriyet devri Türk şiiri.

KEMAL ÖZER’İN ÖYKÜLERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME

Ertan Engin

    1935-2009 yılları arasında yaşayan şair Kemal Özer; edebiyatın birçok türünde eser vermiş olmakla birlikte edebî kariyerinde en çok şiir türü üzerinde durmuş ve çoğunlukla bu türde eser vermiştir. Ancak Özer’in daha ilk gençlik yıllarından itibaren deyiş yerindeyse sevdâlısı olduğu bir başka edebî tür daha vardır: öykü. Her ne kadar zamanla öyküden uzaklaşmış olsa da bu türde verdiği örnekler dikkat çekici bir nitelik taşır. Öykülerinde yer yer soyut, imajlara dayalı bir dil kullandığı gözlemlenen Özer’in; bireyci/içe dönük bir atmosfer yarattığını ve modernitenin yalnızlaştırdığı insanı anlattığını söylemek mümkündür. Bu yazı, Özer’in öyküleri üzerine bir inceleme ve yorumlama denemesidir.
Anahtar Kelimeler: Kemal Özer, öykü, varoluş, yabancılaşma.

MUSTAFA NECATİ SEPETÇİOĞLU’NUN HİKÂYELERİNDE
AİDİYET PROBLEMİ

Mehmet Tat

  Cumhuriyetin ilanından sonra Türkiye’de büyük değişimler meydana gelmiştir. Savaş ortamının sona ermesiyle birlikte sosyal hayat renklenmeye başlamış, sanayinin gelişmeye başlamasıyla köy ve kasabalardan büyükşehirlere, özellikle de İstanbul’a göçler artmıştır. Fakat Anadolu insanın büyükşehirlere alışması pek de kolay olmamış ve bu insanlar aidiyet problemi ile karşı karşıya kalmışlardır. Bu durum edebî eserlere de yansımış, birçok yazar ve şair eserlerinde aidiyet problemi temasına yer vermiştir. 1950’lerden itibaren hikâyeler yazmaya başlayan Mustafa Necati Sepetçioğlu da Anadolu insanının aidiyet problemine hikâyelerinde yer veren yazarlardan birisidir. Bu makalede, Sepetçioğlu’nun hikâyelerinde bireylerin mekâna karşı aidiyet problemleri ele alınacaktır.
Anahtar Kelimeler: Hikâye, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Aidiyet Problemi.

ELÇİN VE AZERBAYCAN MUHACERET EDEBİYATI
ARAŞTIRMALARININ PROBLEMLERİ

Nikpur Cabbarlı

  1980’li yılların sonlarından itibaren eski SSCB döneminde ve aynı zamanda Azerbaycan’da yaşanan toplumsal-siyasi süreçlerin doğal bir sonucu olarak muhacerete ilginin artması ile bu saha kendi gelişimini tamamlamada bir adım atmıştır. Bu makalede de Azerbaycan muhaceret edebiyatı araştırmalarının teşekkül tarihine kısaca bir göz atılıyor.
Yazara göre milli muhaceret edebiyatı araştırmalarının bu aşaması ilk olarak görkemli yazar, edebiyat âlimi ve tenkitçi Elçin’le birlikte teşekkül etmektedir. Makalede Elçin’in Azerbaycan muhaceretinin tarihi, muhaceretin bediî ve ilmî mirasının tetkikinin ilkeleri, bu mirasın çağdaş edebî-ilmî daireye çekilmesi gerekliliği ile ilgili muhtelif yazılarında ve konuşmalarındaki fikirleri sistemli olarak tahlil edilip değerlendirilmiş, böylece âlimin söz edilen sahanın gelişimindeki önemli rolü vurgulanmıştır.
Anahtar Kelimeler: Elçin, muhaceret edebiyatı araştırmaları, edebiyat, edebî-nazarî fikir.

HÜSEYİNZADE ALİ TURAN’IN İSMAİL GASPIRALI HAKKINDA
“TEMAŞACI” İMZASIYLA YAYIMLADIĞI MAKALESİ

Gözde Güngör

Hüseyinzade Ali Turan (1864-1940); XX. yüzyılın ilk yarısında, Azerbaycan ve Türkiye’nin siyasi, sosyal ve kültürel hayatına önemli katkılar sağlamış, Azeri kökenli bir Türk aydınıdır. Ali Bey; Türk Dünyasında “Türkçülük” fikrini, ilk defa bilimsel açıdan, bütüncül bir yaklaşımla ele alan kişidir.
İlk kalem denemelerine, Tıbbiye yıllarında başlayan Hüseyinzade, bu uğraşısını ölünceye dek sürdürmüştür. Şiir, hikaye, otobiyografi gibi edebiyatın çeşitli türlerinde eserler vermiş, Almanca, Rusça, Yunanca gibi Batı dillerinden çeviriler yapmıştır.
Tüm bunların yanı sıra, Ali Bey’in yazın alanındaki asıl etkinliği; gazete yazıları ile mümkün olmuştur. Azerbaycan’da bulunduğu 1903-1910 yılları arasında gazeteci kimliği ön plana çıkmaktadır. 7 Haziran 1905’te, Zeynelabidin Tağıyev’in mali desteği ile yayın hayatına başlayan Hayat gazetesinin başyazarlığını, Ahmet Ağaoğlu ile birlikte üstlenir. Ne var ki, bir yılı aşkın bir sürenin ardından, Azerbaycan Türklüğünün siyasi ve toplumsal açıdan aydınlanması sürecinde önemli katkılar sunan Hayat gazetesi 3 Eylül 1906’da kapatılır. Ancak Hüseyinzade Ali, halkı gazete aracılığıyla aydınlatmaya çalışma ülküsünden vazgeçmez, Hayat’ın son sayısında dahi çıkaracakları Füyuzat isimli derginin müjdesini vermiştir.

“AHMET MİTHAT EFENDİ’NİN TELİF VE TERCÜME
YOLLU YAZDIĞI BÜYÜK ROMANLAR”

H. Harika Durgun

Edebiyat sosyolojisi, toplumdaki değişme ve gelişmelerin gerçekte edebiyatı ne ölçüde etkilediği veya edebiyatın bunlara ne kadar bağımlı olduğu sorularının cevabını arar. Yazarın sosyal kökeni ve toplumdaki yeri, ideolojisi, edebî eserin ima ettiği sosyal amaçlar ve hitap ettiği toplum üzerinde yaptığı etki de edebiyat sosyolojisinin üzerinde durduğu konular arasındadır. Bir başka deyişle yazar sosyolojisi, edebî eserin sosyal muhtevası ve toplum yani okuyucu kitlesi, basım, yayım, dağıtım kuruluşları edebiyat sosyolojisinin inceleme alanıdır.
Tanzimat devrinin velut yazarı Ahmet Mithat Efendi, yazı hayatına 1870 yılında başlamış ve 1912’ye kadar yazmaya devam etmiştir. Pedagojik amaçla yazdığı Kıssadan Hisse ve hikâyelerinin bir arada bulunduğu Letaif-i Rivayat’ın ilk cüzleri onun eserlerinin başlangıcı sayılır.

KEMÂL’LE İHTİMÂL:
NÂMIK KEMÂL’İN ŞİİRİNE TERSTEN BAKMAK

Mübeccel Çoğalmış

[M. Kayahan Özgül, Kemâl’le İhtimâl: Nâmık Kemâl’in Şiirine Tersten Bakmak, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2014, 138 s.]
Kayahan Özgül bu çalışmasında, sadece yaşadığı dönemde değil, daha sonraki dönemlerde de yerini ve ününü koruyan Namık Kemal’in edebiyat çevreleri tarafından nasıl algılandığını ortaya koyarken diğer yandan da mevcut bilgi ve isimlendirmelerin ne kadarının bildiğimiz gerçeklerle örtüştüğünü tespit etmektedir.
Öncelikle fikirleriyle zamanı insanının pek çoğunu etkileyen ve yol gösterici vasfı taşıyan Namık Kemal’in bugün hâlâ üzerinde inceleme yapılıyor olması, şairin yalnızca kendi dönemine değil bugünlere uzanacak kadar etkili olduğunu açıkça göstermektedir.
Kemâl’le İhtimâl: Nâmık Kemâl Şiirine Tersten Bakmak, ilk bakışta çalışmada farklı bir bakış açısının uygulanacağının habercisi olan başlığı ile dikkat çekmektedir.

METRUK EV:
HALİT ZİYA ROMANINDA MODERN OSMANLI BİREYİ

Hatice Aybay

[Zeynep Uysal, Metruk Ev: Halit Ziya Romanında Modern Osmanlı Bireyi, İstanbul: İletişim Yayıncılık, 2014, 320 s.]

Halit Ziya, Türk romancılığının yeri doldurulamaz roman ve hikâye yazarlarındandır. Günümüze kadar bu değerli yazar ile ilgili birçok çalışma yapılmıştır. Ömer Faruk Huyugüzel’in yaptığı biyografik çalışma1 ve Zeynep Kerman’ın kaleme aldığı Uşaklıgil’in Romanlarında Batılı Yaşayış, bunların başlıcalarıdır. Bu saydığımız eserlerden farklı bir bakış açısıyla Halit Ziya’nın romanlarına eğilen Zeynep Uysal, sanatçının eserlerini tek bir roman olarak ele almıştır.

 

Yorum Kapalıdır.