11. Sayı

11. Sayı

Nisan 2015

SERVET-İ FÜNUN ŞİİRİNDE HALİT ZİYA’NIN YERİ

Şerife Çağın

 Araştırmacılar, Halit Ziya’nın Servet-i Fünun nesrini şekillendirdiği, özellikle mensur şiir, hikâye ve roman türlerinde yenilikler getirdiği hususunda hemfikirdir. Ancak nesir ve şiir birbirinden kopuk sahalarmış gibi düşünüldüğü ve İzmir dönemi romanları ile hikâyeleri fazla dikkate alınmadığı için Halit Ziya’nın Servet-i Fünun şiiri üzerindeki tesiri yeteri kadar incelenmemiştir. Çalışmamızda Halit Ziya ile birlikte Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin’in bazı eserlerini karşılaştırarak roman ve hikâyelerle şiirler arasındaki benzerlikler üzerinde durduk. Araştırmalarımızın sonucunda, aynı mahfillerde toplanmış ve birbirlerinin yazdıklarını sıcağı sıcağına takip etmiş Servet-i Fünun topluluğunun en önemli isimlerinden olan Halit Ziya’nın, kendi döneminin şiiri üzerinde gerek tema gerekse dil ve anlatım ve hayal açılarından daha geniş çalışmaları gerektiren önemli bir kaynak olduğu kanaatine vardık.
Anahtar Kelimeler: Halit Ziya, Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Servet-i Fünun döneminde temalar ve imajlar

SÂMİHA AYVERDİ VE AZİZE CAFERZADE’NİN
TARİHÎ ROMANLARININ DİL VE ÜSLUP ÖZELLİKLERİ

Murat Değer

Sâmiha Ayverdi ile Azize Caferzade, Türkiye ve Azerbaycan edebiyatlarında kendilerine has dil ve üslup oluşturmuş yazarlardandır. Onların eserlerinde istifade edilmiş cümleler gramer bakımdan doğru ve mantıklı, mana bakımından zengin ve canlıdır. Ayrıca yazarlarımızın üslubunda halka yakınlık, sadelik, açıklık ve anlaşılırlık önemli özelliklerdir. Fakat onların üslubundaki sadelik bir basitlik değildir. Yazarlar, manayı boğmadan sanatlı bir üslup meydana getirebilmişler. Farklı yapılarda cümleler kullanarak anlatımı hareketlendirmişlerdir. Özellikle iç monologlarda kullandıkları soru cümleleri, devrik cümleler ve kimi zaman eksiltili cümleler ile anlatıma şiirsel bir hava katmışlardır. Aynı zamanda Sâmiha Ayverdi ile Azize Caferzade’nin özellikle halk edebiyatı ve klasik edebiyat üzerinde büyük bir hevesle gerçekleştirdikleri araştırmalar onların üsluplarına da büyük ölçüde tesir etmiştir.
Anahtar Kelimeler: Sâmiha Ayverdi, Azize Caferzade, tarihî roman, dil, üslup, halk edebiyatı, klasik edebiyat.

“TAAŞŞUK-I TAL’AT VE FİTNAT” ROMANINDA
ANLATICININ KONUMU

Bahar Dervişcemaloğlu

Şemsettin Sami’nin 1872 yılında Hadîka gazetesinde tefrika edilmeye başlanan ve 1873 yılında tefrikası tamamlanan Taaşşuk-ı Tal’at ve Fitnat başlıklı romanı, Türk edebiyat tarihinde roman türünün ilk örneklerinden biri olması açısından dikkate değerdir. Türk romanının nereden başlayıp nereye geldiğini anlamak için bu eserin etraflıca incelenmesinde fayda vardır. Romanı anlatı tekniği açısından incelediğimizde, Türk romanının gelişimi açısından iyi bir ilk örnek oluşturduğunu söyleyebiliriz. Yazıldığı dönemin koşulları açısından bakıldığında, anlatıyı düzenleyen ve anlatıdaki söylemin üreticisi olan anlatıcının toplumsal bir mesaj verme kaygısı taşıdığı ve kullandığı anlatım vasıtalarını da bu kaygıyı gözeterek seçtiği görülmektedir. Bu makalede Taaşşuk-ı Tal’at ve Fitnat romanında anlatıcının konumu ve anlatıdaki söylemi üretirken kullandığı anlatım vasıtaları ve anlatı teknikleri üzerinde durulacaktır. Romanda anlatıcının sıkça kullandığı “alıntılanan monolog” tekniği üzerinde, Türk romanında kullanılan ilk bilinç yansıtma tekniklerinden biri olması sebebiyle özellikle durulacaktır.
Anahtar Kelimeler: Şemsettin Sami, Taaşşuk-ı Tal’at ve Fitnat, anlatıcı, alıntılanan monolog, söylem.

“KİRALIK KONAK”TA ANLATICI VE KARAKTERLEŞTİRME

Bahar Dervişcemaloğlu

 Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının ilk romancıları arasında yer alan Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun 1920 yılında İkdam gazetesinde tefrika halinde yayınlanan Kiralık Konak isimli romanı; II. Meşrutiyet, Balkan Harbi ve I. Dünya Savaşı yıllarını kapsamasıyla gerçek tarihimize gönderme yapmaktadır ve romandaki karakterler de o dönemde değişmeye başlayan değer yargılarını ve bunun doğurduğu nesiller arası çatışmaları temsil eden “gerçeğe benzer” karakterlerdir. Ancak roman her ne kadar tarihî bir döneme gönderme yapsa da aynı zamanda anlatıcı tarafından söz konusu gerçekliğin öznel bir şekilde yorumlandığı ve yeniden üretildiği bir “kurmaca”dır. Nesiller arası çatışmalar vasıtasıyla hem Osmanlılığın çağdışı kalışı hem de Batılılaşmanın yarattığı yozlaşmanın ortaya koyduğu romanda özellikle anlatıcının konumu, karakterler ve kullanılan karakterleştirme teknikleri dikkat çekmektedir. Bu çalışmada Kiralık Konak romanı öncelikle “anlatıcı” açısından daha sonra da “karakterleştirme” tekniği açısından ele alınacaktır. Karakterleştirme bahsinde özellikle romanın en canlı ve dikkat çekici karakteri olan Seniha’nın karakterleştirilmesi üzerinde durulacaktır.
Anahtar Kelimeler: Kiralık Konak, anlatıcı, karakter, karakterleştirme.

IRAK TÜRKMENLERİNDE “KARDAŞLIK DERGİSİ”

Haydar Adil Mohammed

 Osmanlı’dan sonra Irak’ın yönetimini ele geçiren İngilizler, toplum yasalarını ayrışma üzerine inşa etmişler ve Musul Meselesi’nden dolayı Türkmenleri, Irak’ın bölünmesine neden olabilecek bir toplum olarak göstermişlerdir. İngilizler tarafından hedef gösterilen Türkmenler, uzun yıllar Irak’taki yönetimlerin sindirme politikalarına maruz kalmışlardır. Bu sindirme politikaları, Türkmenlere ait yayın organlarını olumsuz yönde etkilemiştir. Zira Osmanlı’dan sonra 1960’lı yıllara kadar Türkmenlere ait uzun soluklu herhangi bir süreli yayın bulunamamıştır. 1918 ile 1961 yılları arasında Necme (1918), Teceddüt (1920), Kerkük (1926), Yeni Irak (1933), İleri (1935), Afak (1953) ve Beşir (1958) gibi birçok Türkçe gazete çıkmıştır; ancak bu gazetelerin hiçbiri, Türkmenlere ait dilin, kültürün ve edebiyatın gelişmesinde yeterli katkıyı sağlayamamıştır. Çünkü söz konusu gazetelerin bir kısmı yönetimlerin sesi olmuş; Türkmen toplumunun sesini yansıtmak için Türkmen aydınları tarafından çıkarılanlar ise, yönetimlerin baskılarından kurtulamamış ve yayın hayatları kısa sürmüştür. Ancak 1961 yılında Kardaşlık Dergisi, Irak’ta Türkmen toplumunun kültürel ve edebî eksiklerini tespit ederek yayıma başlayıp 1977 yılına kadar özgür bir şekilde çıkmaya devam etmiş, bu alanda büyük bir boşluğu doldurmayı başarmıştır.
Anahtar Kelimeler: Kerkük, Musul, Kardaşlık Dergisi, Irak Türkmenleri, Irak Türkmen basını,

ŞİİR SANATINDA “SOYUTLAMA VE EİNFÜHLUNG”
–SEZAİ KARAKOÇ ÖRNEĞİ–

Halef Nas

Şiirin bugüne kadar tek tanımı yapılamamasına rağmen birçok tarifi yapılmıştır. Kimi şairler şiir söyler fakat nasıl söylediğini izah edemez. Kimisi şiir söyler ve söylediği üzerinde konuşur. Sezai Karakoç bu şairlerden biridir. Genel olarak sanatına özel olarak şiirine değinirken “einfühlung” ve “soyutlama” kavramlarından yararlanır. Özne ve nesne arasındaki ilişkinin bir algı içinde şair beninde nasıl bir duyarlık oluşturduğu ve sonuç olarak eserin estetik bir form kazanması şairler için kaçınılmaz bir zihinsel süreçtir. Türk edebiyatında kelimenin tam anlamıyla şair olanların zihinsel süreçleri estetik kavramlarla incelenebilir. Çalışmamız bunun bir örneği olarak Sezai Karakoç’u ve şiirini konu edinmektedir.
Anahtar Kelimeler: Özne, nesne, şair beni, algı, duyarlık.

ANSİKLOPEDİST BİR DERGİ: “HAFTA”

Muammer Öztürk

Türk düşünce ve edebiyat hayatının önemli isimlerinden olan Şemsettin Sami, edebî eserlerinin ve dil çalışmalarının yanında süreli yayınlar sahasında da nitelikli ürünler ortaya koymuştur. Bu çalışmada onun en önemli süreli yayınlarından biri olan Hafta dergisi biçim ve içerik açısından incelenecek ve düşünce hayatımızdaki yeri tespit edilecektir. Dergideki makaleler sosyal bilimler ve fen bilimleri olmak üzere sınıflandırılıp değerlendirmeler yapılacak, devrin diğer yayınlarıyla kıyaslanacaktır.
Anahtar Kelimeler: Şemsettin Sami, Hafta, sosyal bilimler, fen bilimleri.

TÜRKÇEDE YENİ İMKÂN ARAYIŞLARI EKSENİNDE
İLHAN BERK’TE DİL SAPMALARI

Nurullah Ulutaş

Cumhuriyet sonrası Türk şiirinde eskiyi reddederek yeni bir gerçeklik anlayışıyla hareket eden Garip akımı, ilk avangard çıkış olarak bilinir. Bu akım, söyleyiş ve edaya dair fazlalık olarak gördüklerini şiirden dışlar ve şiiri sıradanlaştırır. İkinci Yeni akımı, şiirin bu şekilde sıradanlaştırılmasına bir tepki olarak ortaya çıkar. İkinci Yeni, Garip şiirinin gerçekçiliğine karşı gerçekliğin yeniden üretilmesi anlayışını geliştirir. Şiir dilinde yeni imkân arayışları geleneksel anlamda Sebk-i Hindî, modern zamanlarda ise İkinci Yeni akımı üzerinden dil ortamlarına dahil edilir. Dilin bir yönüyle anlam olduğu dikkate alındığında dilde yeni anlatım imkânlarının çoğalması hem şiir diline bir zenginlik katar hem de toplumsal hafızayı dilsel katmanlar yönüyle geliştirir. Dilde yeni anlatım yollarının şiir üzerinden var olma biçimleri, genel olarak şiir dilinde sapmalar, alışılmamış sözdizimleri, sözcük, imlâ, noktalama, ses ve biçim sapmaları şeklinde ele alınır. İlhan Berk, şiirlerinde kabul görmüş sapmalar ve orijini olan imajlar kullanmasıyla özgün bir şair kimliğine sahiptir. Şiirlerinde dil olaylarının hatırı sayılır bir yoğunlukta olduğu görülen İlhan Berk’in şiir dili, Türkçenin dil ve anlatım gücüne yeni değerler katabilecek ölçüdedir.Bu çalışmada İkinci Yeni şiirinin öncü isimlerinden İlhan Berk’in şiirlerinde Türk diline katkı ekseninde gerçekliğin yeniden ve farklı bir algı üzerinden nasıl inşa edildiği üzerinde durulacaktır.
Anahtar Kelimeler: Türkçe, dil, İlhan Berk, İkinci Yeni, alışılmamış bağdaştırmalar.

VERİMLİ ÇELİŞKİ:
AHMET HAMDİ TANPINAR’IN DÜNYA GÖRÜŞÜ
HAKKINDA YAŞANAN MÜNAKAŞALAR

Mehmet Yılmaz

Edebî şahsiyetlerin ideolojik tavırlarıyla değerlendirilmeleri sıkça karşılaşılan bir durumdur. Oysa sosyal ve siyasî yapının genel manzarasına kuşatıcı bir bakış açısı geliştirebilen entelektüel kimliğe sahip sanatkârların düşünceleri, belli bir ideolojinin kalıpları içine sıkıştırılamayacak kadar geniş olabilmektedir. Tanpınar’ın eserlerine bakıldığında Türkiye’nin medeniyet ve kültür değişimine dair oldukça kuşatıcı ve geleceği aydınlatıcı fikirlerle karşılaşılır. Ancak onu belli bir ideolojinin içinde düşünmek isteyen bazı kesimler eserlerini kendi dünya görüşlerine göre yorumlayarak onu mutlaka bir gurubun içinde görmek ve değerlendirmek istemişlerdir. Tanpınar’ın fikirleri ile ilgili yaşanan bazı tartışmaların Tanpınar’ı doğru anlamaya katkısı ise inkâr edilemez. Bu çalışmada, 1973 yılında Huzur’un yeni baskısının ardından Selahattin Hilav’la Hilmi Yavuz arasında, Tanpınar’ın dünya görüşü üzerine yaşanan tartışma incelenmiştir. İncelenen tartışmanın Tanpınar’ın doğru anlaşılmasına önemli katkıları olduğu düşünülmektedir.
Anahtar Kelimeler: Hilmi Yavuz, Selahattin Hilav, Huzur, Marksizm, kültürel süreklilik.

GÖRÜŞ MECMUASI

Sefa Yüce

 Görüş; edebiyat, sanat, tenkit ve bibliyografya ağırlıklı Cumhuriyet dönemi mecmualarından biridir. Ahmet Kutsi Tecer ile Ahmet Hamdi Tanpınar’ın birlikte çıkardığı bu mecmuada, birçok önemli şahsiyetin imzası da yer alır. Görüş’te, Cumhuriyet dönemi edebî ve felsefî anlayışın yansımaları ile resim ve musikideki yeni gelişmeler ele alınır. Ayrıca mecmuada, Ahmet Kutsi Tecer ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın estetik anlayışlarının oluşumunu ve bu dönemde yaşanan edebî tartışmaları da yakından takip etmek mümkündür. Görüş, Batılı estetik anlayış ve düşünce sistemini benimseyen bir edebî mecmuadır.
Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet, edebiyat, sanat, edebî mecmua, batılılaşma, estetik, musiki.

ABDÜLHAK HÂMİT’TEN HAYALİ BİR SÖYLEŞİ
–SUAL VE CEVAP YAHUT HATA VE SAVAB–

İnci Enginün

Merhum Taha Toros’un bana fotokopilerini verdiği belgeler arasında on üç sayfalık, Hâmit’in el yazısıyla “Sual ve Cevap –yahut– Hata ve Savab” başlıklı bir yazı vardı. Üzerinde bir başkasının –muhtemelen Taha Toros’un– yazısıyla “bakılmadı” kaydı bulunan bu yazı, Hâmid’in Brüksel sefirliğinden azli ile ilgili bir söyleşi niteliğindedir. Hâmit hatıratı ve mektuplarında bu azilden ve maaşının kesilmesinden ne kadar öfkelendiği yazmıştır. Bu konuda eldeki belgeleri değerlendirmek Hâmit’in fırtınalı hayatının meslekteki son günlerinde başını ne kadar derde soktuğunu göstermekle birlikte, o dönemde memur maaşlarının muntazam olmayışı dolayısıyla, araya ne kadar eş dost karıştığını göstermesi bakımından da önemlidir. Hâmit 1908-1912 arası yürüttüğü Brüksel sefirliği görevinden önce maaşının azaltılması, daha sonra da alınmasıyla sarsılmış. Bu konuda çıkan söylentilerle de çok rahatsız olmuştur. Bu durum Hâmit’in hatıra ve mektuplarında takip edilebildiği gibi, Hâmit hakkında Başbakanlık Devlet Arşivi’nde araştırma yapan İhsan Safi’nin kitabında da bunların belgeleri neşredilmiştir.

REFÎ CEVAD ULUNAY’DAN RIZA TEVFİK’E MEKTUPLAR

Abdullah Uçman

II. Meşrutiyet devrinin ünlü gazetecilerinden biri olan Refî Cevad Ulunay, Ankara valisi Ali Muhiddin Paşa’nın oğludur. 1890 yılında, babasının görevli olarak bulunduğu Şam’da dünyaya gelir. Çocukluk ve gençlik yılları İstanbul’da Vefa semtinde geçer; tahsilini Vefa’daki Taş Mektep (1898) ile Şemsü’l-Maarif’te (1901); daha sonra Galatasaray Sultanîsi’nden mezun olmak suretiyle tamamlar (1909).
Önce bir süre Tanin ve İkdam gazetelerinde çalışır. İttihad ve Terakkî Fırkası’na muhalefet eden Hürriyet ve İtilâf Fırkası’na girdikten sonra, fırkanın yayın organı olan Alemdar (1911-1913; kapatıldıkça Darbe, Şehrah, Nevrah, Yeni Yol, Meslek, Bedâhet, Mukavemet, Hedef, Takvimli Gazete, Teşrîk, Âlem, Haberdar, Azim ve Asildar adlarıyla) gazetesini yayın hayatına dahil eder. Gazetedeki yazılarıyla o sırada iktidardaki İttihad ve Terakkî Fırkası mensuplarına ağır eleştiriler yönelten Refî Cevad’ın, 1913 yılında Bâbıâli Baskını üzerine gazetesi kapatılır; Hareket Ordusu kumandanı Mahmud Şevket Paşa’nın vurulması üzerine de, kalabalık bir muhalif grupla birlikte önce Sinop’a, daha sonra Çorum’a, oradan da Konya’ya sürgün edilir (1914-1918).

AVRUPA’DA BİR CEVELAN

İnci Enginün

Ahmet Mithat Efendi, Avrupa’da Bir Cevelan, haz. Arzu Pala, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2015, 1064 s.]
Avrupa’da Bir Cevelan’dan sayfaları parça parça okuyup, antolojilerimiz için metinler seçtikten sonra da bu kitaba karşı merakım hiç sönmedi. Ama onu yeni harflerle neşre kalkışamadım. Zira çalışmalarımı bir başka yazarın eserlerine yoğunlaştırmıştım ve o da benim bütün vaktimi alıyordu.
Avrupa’da Bir Cevelan’dan çeşitli tezlerde yararlanıldı ve sonunda bir yükseklisans tezi yapıldığını öğrendik. Carter V. Findley bu eserden yararlanarak bir makale yazmış ve Gülnar Hanım ile Ahmet Mithat’ın tanışmalarını anlatmıştı. Yazı, Ahmet Mithat Efendi Avrupa’da başlığı ile Türkçeye çevrildi.1 Eserin onda biri kadar bir parça da Berlin’de Üç Gün adıyla basıldı.

XIX. ASRIN BENZERSİZ BİR POLİTEKNİĞİ: MÜNİF PAŞA

Ayşe Sandıkkaya Aşır

[M. Kayahan Özgül, XIX. Asrın Benzersiz Bir Politekniği: Münif Paşa, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2014, 359 s.]
Kayahan Özgül, Dergâh Yayınları’ndan çıkan XIX. Asrın Benzersiz Bir Politekniği Münif Paşa ile Halid Fahri Ozansoy, Hersekli Ârif Hikmet, Leskofçalı Galib, Yenişehirli Avni, Osman Nevres ve Helvacı-zâde Muharrem Hasbî hakkında yazdığı biyografilere bir yenisini daha ekledi.
Kayahan Özgül, Münif Paşa’yla birlikte Osmanlı Devleti’nin 19. yüzyıldaki edebî ve siyasî hayatına ışık tuttuğu eserini, objektif bir bakış açısıyla kaleme alıp yaptığı bütün değerlendirmeleri belgelendirmiş. Bunun için de devrin gazete ve dergilerinden, Münif Paşa’dan kalan kişisel evraklardan ve Münif Paşa’nın akrabalarının anlattıklarından istifade etmiş. Bu da ortaya son derece zengin bir bibliyografyanın çıkmasını sağlamış.

AHMET HAMDİ TANPINAR’IN
ESERLERİNDE RESİM

Taner Tunç

Eserlerinde Resim, Ankara: Atatürk Kültür Merkezi, 2012, 224 s.]
Ahmet Hamdi Tanpınar, şair, romancı ve hikâyeci gibi sanatkâr kimliklerinin yanı sıra bir bilim adamı olarak da sürekli başvurulması gereken şahsiyetlerdendir. Zengin ve derin kültür birikimiyle sanatın pek çok dalına hitap eden eserler vermiştir. Sanatçının bu özelliğinden yola çıkan Nezahat Özcan, çalışmasında “ressam yaratılmış bir yazar” olarak tanımladığı Tanpınar’ın resim sanatı ile münasebetinin izini sürer.
Eserin “Tanpınar’ın Resme İlgisi” alt başlıklı “Giriş” bölümünden Tanpınar’ın resim sanatına ilgisinin 1927’de Ankara Lisesi’nde edebiyat dersleri vermesiyle başladığını, 1933 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’ne geçişiyle gittikçe derinleşip geliştiğini öğreniyoruz. Özcan, sanatçının ilgisini geliştiren asıl kaynağın akademi çevresi olduğunu ifade etmektedir.

HİKÂYENİN TEORİ VE TARİHÎ GELİŞİMİNİ
ÖYKÜ TADINDA OKUTAN ESER:
“HİKÂYE/ANLATI/YORUM”

M. Cem Öz

[Şaban Sağlık, Hikâye/Anlatı/Yorum, Ankara: Hece Yayınları, 2014, 392 s.]
Tarih boyunca insanoğlu kendini anlatmak, düşüncelerini ifade etmek, karşısındaki canlı ya da cansız varlıkla iletişim kurmak istemiştir. Kendini anlatma isteği, her devirde farklı şekillerde zuhur etmiş, ifade ediş tarzı ve kullanılan malzeme her dönemde değişiklik arz etmiştir.
İlk çağlarda duvarlara “nakşedilen” ilkel, basit resimler, çobanların kendi adını veya sevdiğinin adını taşa kazıması, türkülerde bir “allı turna”, gidilen piknikte ağaca kazınan bir harf, sokak duvarlarında grafiti, okul sıralarına kazınan isimler… hepsi de art zamanlı bir iletişim olmanın yanında insanların söyleyecek bir “şey”lerinin olduğunun da göstergesidir.

 

Yorum Kapalıdır.