14. Sayı

14. Sayı

Ekim 2016

“YÜZ: 1981” ROMANINDA “DARBE” İZLERİ

Gizem Akyol

Bu yazıda Mehmet Eroğlu’nun Yüz: 1981 adlı romanında 12 Eylül darbesinin
toplumsal ve bireysel etkileri üzerinde durulmuştur. 80 sonrası Türk romanı
muhteva ve anlatım teknikleri bakımından kendinden önceki roman geleneğinden
farklılık gösterir. Bu değişimde dünya genelinde baş gösteren bireysel yönelimlerin
etkisi olduğu kadar, darbeyle birlikte edebiyatın sesinin kısılması da etkilidir. Bununla
birlikte dönemin sosyal ve siyasal gelişmeleri sanatla ve biçimsel arayışlarla
harmanlanarak aktarılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Roman, Cumhuriyet romanı, Mehmet Eroğlu.

HALİT ZİYA UŞAKLIGİL’İN ESERLERİNDE ESARET

Şerife Çağın

ÖZ: Halit Ziya’nın eserlerinde esir ticaretinin yansımalarından ziyade zengin konaklarında
dadı, lala, uşak, halayık şeklinde bu kurumun bakiyesi olarak hayatını
devam ettiren kişilerin aile içindeki konumları, geçmişlerinden kopamayışları
derinlemesine psikolojik tahlillerle ele alınır. Yazar özellikle Cumhuriyet’ten sonra
kaleme aldığı hatıralarında, İstanbul ve daha çok da İzmir’de geçirdiği çocukluk ve
gençlik dönemini çok canlı tablolarla anlatır. Diğer konularda olduğu gibi “esaret”
mevzusunda da onun hayat tecrübelerinin roman ve hikâyelerine büyük ölçüde
ilham verdiğini söyleyebiliriz. Tanzimat Dönemi yazarlarından farklı olarak Halit
Ziya esareti, fikrî bir tez olarak değil; yargılamaktan uzak, bizzat gözlemlediği
yakın çevresinden hareketle hissî bir atmosfer içerisinde ortaya koymuştur. Ayrıca
onun eserlerinde Çerkez kölelerden ziyade zenci, daha çok da melez köleler ve
onların kendilerine has özellikleri dikkat çekmektedir.
Anahtar Kelimeler: Halit Ziya Uşaklıgil, esaret, İzmir, konak hayatı

AHMET MİTHAT EFENDİ’NİN “GÜLME”YE DAİR GÖRÜŞLERİ*

H. Harika Durgun

ÖZ: Ahmet Mithat Efendi, devrinde kaleme aldığı farklı konulu yazılar ve eserlerle
halkı bilgilendirmeye gayret etmiştir. Mizah da onun üzerinde durduğu bir
konudur. Tercüman-ı Hakikat’teki yazılarında ve Beliyat-ı Mudhike’de “gülme”nin
ne olduğunu, gülüncün nasıl ortaya çıktığını izah ederek örneklendirmiştir. Ahmet
Mithat’ın “gülme” hakkındaki görüşleri, İslam dünyasının mizah anlayışıyla benzerlik
göstermektedir. Yine onun Tercüman-ı Hakikat ve Beliyat-ı Mudhike’deki
mizahi anlatıları Bergson’un gülme kuramına göre incelendiğinde “hareket, durum,
söz” komiğine örnek teşkil etmektedir.
Anahtar Kelimeler: Ahmet Mithat, Beliyat-ı Mudhike, Tercüman-ı Hakikat,
gülme, Bergson.

BİR OSMANLI KADINININ YAZARLIĞI: FATMA ALİYE

Nüket Esen

ÖZ: Fatma Aliye Hanım’ın bir kadın yazar olarak on dokuzuncu yüzyıl Osmanlı
toplumunda yaşadıkları ve yazdıkları ilgi çekicidir. Romanlarındaki görüşler ve
özellikle toplumda kadının yeri ile ilgili düşünceleri önemlidir. Bu yazıda Fatma
Aliye’nin kadın konusundaki görüşlerinin, ilk romanından son romanına kadar
nasıl bir değişim geçirdiği üzerinde durulacaktır.
Anahtar Kelimeler: Fatma Aliye, Ahmet Mithat, kadın yazar, on dokuzuncu
yüzyıl Osmanlı romanı.

TÜRK ROMANININ GELİŞİM SÜRECİ İÇİNDE GÖZDEN KAÇAN
SOSYO-POLİTİK BİR ROMAN: “KATIRCIOĞLU”

Osman Gündüz

ÖZ: Enis Avni takma adıyla yazan Aka Gündüz’ün Katırcıoğlu romanının edebiyatımız
açısından önemi, edebi değerinden çok tarihsel bir roman oluşundan
ve ele aldığı konuya yaklaşım tarzından ileri geliyor. Zira bu romanın yazıldığı
İkinci Meşrutiyet döneminde yayımlanmış, konusunu tarihten alan, irili ufaklı
on beşe yakın roman var. Ne ki bunların büyük bir bölümü sosyologlar ve edebiyat
tarihçileri için birer malzeme olmaktan öteye gidemeyen kurgusal metinler
olarak yazıldıkları dönemin sınırları içinde kaldılar. Bizi bu yargıya götüren en
önemli neden, söz konusu romanların dönemin siyasal erkinin politikaları paralelinde
kurgulanmaları ve bu yüzden tarihsel olaylara eleştirel bir dikkatle değil,
Türkçü bir dikkatle ve romantik bir tarih anlayışıyla bakıyor olmaları. Oysa aynı
yıllarda yayımlanan Katırcıoğlu romanında Enis Avni, farklı bir tutum sergiler.
Eleştirilerini dört yüzyıl öncesine götürse de temelde merkezi idare ile taşranın
çatışmasına, aralarındaki güvensizliğe ve devlet otoritesinin uğradığı zaafa dikkat
çeker. Romandaki olayların Anadolu’da geçmesi ise romanın önemini daha çok
artırmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Katırcıoğlu, Anadolu romanı, Aka Gündüz/Enis Avni, İkinci
Meşrutiyet romanı.

SABAHATTİN ALİ’NİN HİKÂYELERİNDE GÜZEL SANATLAR

Yasemin Koç

ÖZ: Edebiyatın diğer sanat dallarıyla ilişkisi, bu ilişkinin sınırları ve biçimi
araştırmacılar için ilgi çekici bir sahadır. Güzel sanatlar, edebiyatın bizzat teması
olabildiği gibi kimi zaman da edebî metnin kuruluşunda bir tür vasıta görevi görmüşlerdir.
Türk Edebiyatı’nda da bu ilişkinin izlerine pek çok eserde rastlamak
mümkündür. Hikâyelerini Cumhuriyetin ilk yıllarında yayınlamaya başlayan Sabahattin
Ali’nin metinleri de bu eserler arasında yer alır. Yazarın tüm hikâyelerinin
taranması neticesinde tespit ettiğimiz ve üzerinde inceleme yaptığımız on altı
hikâyede, güzel sanatların varlığını Sabahattin Ali’nin üslubu üzerindeki yansımalarıyla
değil; metnin atmosferinin kurulmasına, karakterizasyonun inşasına,
düşüncenin aktarılmasına yahut tenkidin ortaya koyulmasına yardımcı olmak gibi
işlevleriyle görüyoruz. İncelememizde, Ali’nin hikâyelerinde yer alan edebiyat
ve güzel sanatlar arasındaki bu ilişki, “düşmüş kadın imajının bir parçası”, “aşk
teminin destekleyicisi” ve “eleştirel yaklaşımın aracısı” olmak üzere üç başlık
altında değerlendirilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Sabahattin Ali, Edebiyat ve Güzel Sanatlar, Estetik, Sabahattin
Ali Hikâyeciliği.

AHMET MİTHAT EFENDİ’NİN HİKÂYE
VE ROMANLARINDA MİZAH

Özlem Nemutlu

ÖZ: Ahmet Mithat Efendi, Tanzimat devri hikâye ve roman yazarları arasında
eserlerinde mizaha en çok başvurandır. Tiyatro, hikâye ve roman türlerinde yazdığı
eserlerinin yanı sıra Beliyyat-ı Mudhike’de ve Musahebat-ı Leyliye’nin bazı
ciltlerinde mizahî bir üslup kullanmış, ibretli komik hikâyelere yer vermiştir.
“Gençlik”, Suizan”, Karı Koca Masalı gibi eserlerinde daha çok söz ve durum
komikliklerine başvurmuş, bilhassa alafrangalık, yanlış Batılılaşma problemini
işlediği eserlerinde üslubu gittikçe sertleşmiş, komik, hicve dönüşmüştür.
Felatun’un karakterizasyonunda komik özellikler ağır basarken son romanının
alafranga kadın kahramanı Ayşe Ceylan ağır bir eleştiriye tabi tutulur.
Anahtar Kelimeler: Ahmet Mithat Efendi, Söz Komiği, Durum Komiği, Karakter
Komiği, Hiciv.

MEKTUP-ROMAN GELENEĞİ ÇERÇEVESİNDE
“GÖLGELER VE HAYALLER ŞEHRİNDE”

Demet Sustam

ÖZ: Birinci tekil anlatımın tüm imkânlarını yazarına sunan mektup-romanlar
Batı’da 18. yüzyılda ilk örneklerini verdikten yaklaşık bir asır sonra Türk edebiyatında
çeviri faaliyetleri kapsamında görülmeye başlanmıştır. Tanzimat ve
Erken Cumhuriyet Dönemi’nde daha çok kadın yazarlar tarafından kullanılan
ve kadın hassasiyetini, yasak ilişkileri, sonu hüsranla biten aşkları konu edinen
mektup-romanlar, Türk edebiyatında uzun bir süre kullanılmamış ve 1980’den
sonra Oya Baydar ve Leyla Erbil gibi yazarlarımızın kalemiyle ihya edilmiştir.
Bu dönemde yazılmış olan Mektup Aşkları ve Kedi Mektupları’nda genellikle
postmodern edebiyatın etkisi görülür. Özel anlamda melez bir kimliğin dinmeyen
ıstırapları içerisinde Fransa’dan İstanbul’a gelen Fuat’ın varoluş hikâyesini konu
alan Gölgeler ve Hayaller Şehrinde’de mektup-romana postmodern oyunların
eklenmesi suretiyle başvurulmuştur. 2014 yılında Murat Gülsoy tarafından kaleme
alınan eser Romantik Dönem ile postmodern edebiyatın temel yapıtaşlarını bir
araya getirmesi ve konusu itibariyla Türk edebiyatında bu tarzda yazılmış diğer
örneklerden ayrılır. Bu yazıda sözü edilen bakış açısıyla Gölgeler ve Hayaller
Şehrinde’nin diğer mektup-romanlar arasındaki yeri tespit edilmeye çalışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Mektup-roman, Türk edebiyatı, Gölgeler ve Hayaller Şehrinde,
Kedi Mektupları, Mektup Aşkları.

HÜSREV HATEMİ’NİN “DAĞITMIŞ GAZEL” ŞİİRİNDE
METİNLERARASILIK BAĞLAMINDA
MODERN HAYAT ELEŞTİRİSİ

Tuba Yılmaz

ÖZ: Esasen tıp doktoru olan Hüsrev Hatemi, yazdığı şiir ve deneme kitaplarıyla
edebiyat sahasında dikkat çeken isimlerden birisidir. İstanbul’da, entelektüel bir
çevrede yetişen şair, yaşadığı yıllar hasebiyle değişen hayata bizzat şahitlik yapar.
Türk milletinin içinden geçtiği modernleşme sürecine kayıtsız kalmayan Hüsrev
Hatemi, şiirlerinde ve denemelerinde bu konu üzerinde yoğunlaşır. Kaleme aldığı
eserlerinde toplumsal değişimin yansımasını, bu değişime yönelik eleştirilerini
görmek mümkündür. “Dağıtmış Gazel” şiiri de şairin toplumsal değişim maceramıza
eleştirel bir tavırla yaklaştığı en dikkat çekici metinlerindendir. Fuzûlî ile
başlayan şiir, Nedim, Enderunlu Vâsıf, Ziya Paşa, Ahmet Haşim ile devam eder
ve nihayet Yahya Kemal ile sonlanır. Bu şiirde edebiyatın değişimiyle hayatın
değişiminin izlerini kademe kademe sürme imkânı vardır.
Eseri metinlerarasılık bağlamında değerlendirdiğimizde, şairin şiirde göndermede
bulunduğu metinleri yıktığı ve kendi metninin bir unsuru hâline getirerek yeniden
inşa ettiği görülür. Alıntılanan metinler uyum içinde, bir yozlaşmanın bölümleri
gibi şiire yerleştirilir ve giderek kötüye giden bir hâl okuyucuya hissettirilir. Metin
iki yönlü bir ayna gibi kabul edilirse hem edebî hem de toplumsal değişimi bir
bütün olarak bünyesinde barındırır.
Bu çalışmada, önce metinlerarasılık kavramı üzerinde durmaya çalışacağız. Ardından, özellikle “Dağıtmış Gazel” şiirini merkeze alarak –diğer şiirleri ve düzyazılarından
da yararlanarak– şairin toplumsal değişim ve modernleşme sürecine
yönelik düşüncelerini ele alacağız.
Anahtar Kelimeler: Metinlerarasılık, Edebiyat, Şiir, Toplum, Modernizm.

ETHEM BARAN’IN “EMANET GÖLGELER DEFTERİ”NDE
TEMEL SORUNSALLAR

Oktay Yivli

ÖZ: Emanet Gölgeler Defteri Ethem Baran’ın ikinci romanıdır. Eser, Yağız’ın
aşk, eğitim ve yazarlık hikâyesini konu alır. Başkarakter, 12 Eylül öncesi döneme
denk gelen üniversite yıllarında çeşitli sıkıntılar çeker. Sevdiği kızı elde edemez.
Yazarlıkta başarılı olamaz. Hayattan erken biçimde ayrılır. Emanet Gölgeler
Defteri’nin temel sorunsalları anlatma ve anlatıcı, okur temsilciliği, bilincin aktarımı,
yazarlık izleği ile üst kurmacadır. Roman, kavramsal anlatıcı ile deneysel
anlatıcı tarafından anlatılmıştır. Bu anlatıcı tipleri kimi bölümlerde birbirinin içine
girmiş durumda karşımıza çıkar. Okur temsilciliği olgusunda söylem okura değil,
kurmaca figürlere yönelmektedir. Bu durumda karakterler okurun temsilciliğini
üstlenmektedirler. Bilincin aktarılmasında bilinç akışı, geriye dönüş ve iç diyalog
tekniğinden yararlanılmıştır. Yazmak ve yazarlık romanın en önemli izleğidir. Bu
sayede bir anlatının nasıl yazılabileceği üzerinde durulur ve buradan üst-kurmacaya
geçilir. Emanet Gölgeler Defteri, 12 Eylül öncesi döneminin toplumsal ve siyasal
olaylarıyla otuz yıl öncesi Türkiye’sinin kimi geleneklerini yansıtır. Eser, parçalı
biçimde düzenlenmiştir.
Anahtar Kelimeler: Ethem Baran, Emanet Gölgeler Defteri, anlatıcı, okur temsilciliği,
üst-kurmaca.

HÜSEYİN SİRET ÖZSEVER HAKKINDA BİR VESİKA

Ömer Özcan

Arşivimizde bulunan Türk edebiyatının önemli isimlerinden Hüseyin Siret Özsever
hakkındaki belge tek parti döneminin aydınları, siyasetçileri ve kamu görevlilerinin
zihniyet ve tutumlarını göstermesi bakımından önemlidir.
Edebiyat Cedide akımının tanınmış şairlerinden Hüseyin Siret Özsever Mart 1872
İstanbul’da doğmuştur. Şehsuvaroğlu ailesine mensuptur. Mülkiye’nin idadi kısmını
bitirdi, yüksek kısmını rahatsızlığı sebebiyle tamamlayamadı. Mülkiye’de Recaizade
Mahmur Ekrem’in öğrencisi olmuştur. Hariciye Nezareti Tercüme Mektubi Kalemi’nde
tercüme işleri ile meşgul oldu. Daha sonra Nafia Nezareti Tercüme Kalemi’nde çalıştı.
Muhalif tutumu sebebiyle bir tür sürgün olarak 1900-1901 arasında o tarihte Malatya’ya
bağlı olan Adıyaman kazası Tahrirat Katipliği ile İstanbul’dan uzaklaştırıldı. İstanbul
İstinaf Mahkemesi Savcılığı’nca hakkında erbabı fesattan addedilerek hıyanetle itham
edilip yakalama müzekkeresi çıkarıldığından Mersin İngiliz Konsolosluğu’nun yardımı
ile Mısır’a oradan Korfu Adası üzerinden Paris’e giderek Jön Türk hareketine katıldı.

“BEŞ ŞEHİR”

Hatice Aybay

[Ahmet Hamdi Tanpınar, Beş Şehir, Yayına
Hazırlayan: Beşir Ayvazoğlu, İstanbul: Dergâh
Yayınları 2016, 359 s.]
Türk edebiyatının usta yazarlarından Ahmet
Hamdi Tanpınar’ın kaleme aldığı Beş Şehir’in
gerek üslubu gerek içeriği yönüyle eşine az
rastlanır bir eser olduğu bilinen bir gerçektir.
Yazıldığı günden bugüne birçok kez basılmış
olan Beş Şehir son olarak, edebiyatımızın
önde gelen araştırmacı-yazarlarından Beşir
Ayvazoğlu’nun kitaba eklediği açıklama, fotoğraf
ve notlarla yeniden yayımlanmıştır.

“NASIL İYİ BİR OKUR OLUNUR?” SORUSUNA VE DAHA
PEK ÇOĞUNA YANIT OLARAK “EDEBİYAT NASIL OKUNUR”

Yasemin Koç

Terry Eagleton, Edebiyat Nasıl Okunur, (çev.
Elif Ersavcı), İstanbul: İletişim Yayınları 2015,
220 s.)
Terry Eagleton, edebiyat ve kültür teorileri
üzerine uzmanlaşmış, hâlihazırda da çalışmalarını
sürdüren bir yazar ve akademisyen.
Bilhassa Marksist edebiyat kuramı üzerine
çalışmaları ön plana çıkmış olsa da Eagleton
çok yönlü bir araştırmacı olduğu gibi çağımızın
özgün edebiyat kuramcılarından da birisi.
Marksist teori, modernizm, teoloji ve psikoloji
onun hem beslendiği hem de katkıda bulunduğu
alanlar. Türkçeye de çevrilmiş kitaplarından
Edebiyat Kuramı’nda edebiyatın ne
olduğu gibi temel sorulardan yola çıkan yazar,
fenomenoloji, yorumbilgisi, alımlama kuramı,
yapısalcılık, göstergebilim, postyapısalcılık ve
psikanaliz gibi kavramlar üzerinde durarak,
bunları tarif ettiği gibi her biri için politik, tarihsel,
eleştirel bağlamda tartışmalar da yapar.

“BİR BAŞKA PARİS”

Ummahan Nerkiz

[M. Orhan Okay, Bir Başka Paris, İstanbul:
Dergâh Yayınları 2016, 248 s.]
Hatıra, deneme, eleştiri, edebiyat ve medeniyet
tarihi türlerinde eser veren M. Orhan
Okay; makaleleri, ansiklopedi maddeleri,
anket soruşturmaları, ders notları, akademik
kitapları, hatıraları, deneme yazıları, sohbet
ve mülakatları ile Türk edebiyatına ve kültür
tarihine eşsiz hizmetlerde bulunmuştur.
Sanatkâr ve aynı zamanda bir fikir adamı olan
M. Orhan Okay, zengin bir edebiyat ve kültür
bilgisine sahiptir.

Yorum Kapalıdır.