16. Sayı

Ekim 2017

İNCELEME-ARAŞTIRMA

HİSSİYATI TERCÜME ETMEK: FATMA FAHRÜNNİSA’NIN

“DİLHARAB” ROMANINDA TECRÜBE VE DUYGULANIMLAR

Fatih Altuğ

1895-1900 aralığında Osmanlı kadın yazarlarının edebî üretimlerinde artış ve hızlanma görülmektedir. Bu makalede, bu dönemde meydana getirilmiş bir eser olarak Fatma Fahrünnisa’nın Dilharab romanı, bağlamı, temaları ve anlatım tekniği açısından çözümlenecektir. Bu esnada romanın duygulanımları; işleyiş tarzına özellikle odaklanılacaktır. İç monolog tekniğinin Türk edebiyatındaki ilk örneklerinden olan romanın anlatı tekniği ile duyguları temsil tarzı birbiriyle bağıntılıdır. Aynı zamanda romanın oluşumunda ve kuruluşunda kadınlar arası karşılaşmaların ve başkasının tecrübesine tanık olmanın özel bir rolü vardır.

Anahtar Kelimeler: Fatma Fahrünnisa, Dilharab, Hanımlara Mahsus Gazete, kadın edebiyatı, duygulanım, tecrübe, iç monolog.

AHMET MİTHAT EFENDİ’YE KARŞI HALİT ZİYA UŞAKLIGİL

Sabahattin Çağın

Türk edebiyatının iki önemli ismi olan Ahmet Mithat Efendi ile Halit Ziya Uşaklıgil, edebiyat anlayışları bakımından farklılıklar gösterirler. Bu farklılıklar bazen karşılıklı polemik yazılarıyla doğrudan, bazen de eserlerin içinde dolaylı olarak kendini gösterir. Halit Ziya, roman ve hikâyede realizme inanmakta ve bu anlayışın Türk edebiyatında yaygınlaşması için gayret göstermektedir. Bu durum da romantik anlayışın temsilcisi olan Ahmet Mithat’la karşı karşıya gelmesine yol açmaktadır. Bu yazıda iki yazar arasındaki zıtlıklar ve sonunda bunların bir barışla sona ermesi irdelenecektir.

Anahtar Kelimeler: Ahmet Mithat Efendi, Halit Ziya Uşaklıgil, roman, hikâye, eleştiri, realizm, romantizm.

TOKADÎZADE ŞEKİP VE “ŞULE-İ EDEP” DERGİSİ

Sabahattin Çağın

Şule-i Edep İzmir’de 1897 yılında yayımlanan ilk edebiyat dergisidir. İzmirli şair Tokadîzade Şekip tarafından çıkarılmıştır. Çok iddialı bir şekilde çıkmayan bu derginin amacı, İstanbul’daki edebiyat dergileri gibi İzmir’de de bir edebiyat dergisi yayımlamaktır. Bu dergi aynı zamanda Tokadîzade Şekip’in de yazdığı ilk yazılarıyla edebiyat dünyasına girmesine ve tanınmasına yol açmıştır.

Anahtar Kelimeler: Tokadîzade Şekip, Şule-i Edep, İzmir basını, şiir.

FEMİNİST ANLATIBİLİM ÜZERİNE

Bahar Dervişcemaloğlu

1980’li yıllların sonunda anlatıbilim içerisinde farklı bir saha olarak ortaya çıkan feminist anlatıbilim, klasik anlatıbilimin erkek merkezli yapısalcı yaklaşım­larını ve modellerini eleştirmiş ve bunları feminist bakış açısıyla yeniden gözden geçirmiştir. Kapsamını her geçen gün biraz daha genişleten feminist ve cinsiyet merkezli yaklaşımlar, sistematik olarak kurmaca anlatıyı toplumsal pratikler, normlar ve ideolojilerle ilişkilendirir ve cinsiyetle ilişkili kültürel faktörlerin anlatının biçimsel özellikleri üzerindeki etkisini mercek altına alır. Özellikle kül­türe ve tarihe vurgu yapan feminist anlatıbilimciler, metinlere cinsiyet merkezli yorumlar geliştirirken çoğu zaman anlatıbilimsel analizin ve feminizmin anlayışını birleştirme eğiliminde olmuşlardır. Bu makalede feminist anlatıbilimin doğuşu, sahanın kurucusu olarak görülen Lanser’in katkıları, feminist anlatıbilimin temel kavramları ve temel yaklaşımlar, feminist yaklaşımların anlatı analizine uygu­lanması ve feminist anlatıbilimde son eğilimler ana hatlarıyla betimlenecek, son kısımda da Türk edebiyatına feminist yaklaşımlar bağlamında yapılabileceklerle ilgili bazı öneriler sunulacaktır.

Anahtar Kelimeler: feminist anlatıbilim, feminist teori, cinsiyet, cinsel kimlik.

LEYLÂ ERBİL’İN “TUHAF BİR KADIN”

ROMANINDA MUSTAFA SUPHİ CİNAYETİNE

YÖNELİK YAKLAŞIMININ POSTMODERN TARİH KURAMI

ÇERÇEVESİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ

Gökay Durmuş

Postmodern tarih kuramı, tarihyazım yöntemleri ile edebî esere yönelik klasik bakış açılarındaki farklılaşma ile ilişkilidir. Değişen dünya düzeninin zorunlu bir getirisi olan bu kuramda, tarihte göze çarpan belirsizlikler üzerinde edebî yapılar oluşturma anlayışı söz konusudur. Dolayısıyla bu kurama uygun biçimde kaleme alınan eserlerin tahlilinde, tarihsel ve edebî boyut birlikte gözetilmek durumundadır.

Çalışmada bu gerekliliği sağlamak adına, önce postmodernizm kavramı açıklanmış, Erbil’in eserinde bu kavramı hangi yöntemlerle hayata geçirdiği örneklenmiştir. Ardından postmodernizmin tarih algısı ve bu algıdan doğan postmodern tarih kuramı hakkında bilgi verilmiştir. Eserde tarihsel boyut, Mustafa Suphi cinayeti çevresinde şekillendiği için, Mustafa Suphi ve yaşamı hakkında bilgi verilmiş, fakat bu yaşam öyküsünün, ancak, esere yansıyan yönleri özetlenmiştir. Postmo­dern tarih kuramı, tarihsel olgularla şekil alan romanlarda, olgunun yapılandığı sosyo-kültürel bağlamların da tahlil edilmesi gerektiğini savunur. Çalışmada bu amaçla eserin bağlamları da göz önünde tutulmuş; bunlar, siyasî ve kişisel bağlam şeklinde maddelenerek tahlil edilmiştir. Çalışmanın son başlığı, Leylâ Erbil’in bahsi geçen cinayet vak’ası ile ilgili, elde ettiği farklı ipuçlarını hangi gerekçe ile yazınsallaştırdığına yönelik tahliller içermektedir. Dolayısıyla bölüm, postmodern tarih kuramının öngördüğü çoğulcu bakış açılarının, bu roman özelinde neler olduğunu da işlemektedir.

Çalışmanın temel tezi, Leylâ Erbil’in postmodern tarih kuramı çerçevesinde, kuramın gerektirdiği teknikleri ustalıkla kullandığı yönündedir.

Anahtar Kelimeler: Postmodernizm, Postmodern tarih kuramı, Roman, Leylâ Erbil.

ABBAS SAYAR’IN ROMANLARINDA

HALK KÜLTÜRÜ UNSURLARI

Ramis Karabulut

Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler

ona mutlaka bu türkülerden gitmelidirler.

A. H. Tanpınar

Bu çalışmada Abbas Sayar’ın romanlarında yer alan halk kültürü unsurları örneklerle verilmeye çalışılmıştır. Deyimler, atasözleri, yöresel kelimeler, yöresel adlar ve lakaplar, dualar ve beddualar vb. tespit edilmiştir. Anadolu ve köy konusu Türk romanında Cumhuriyet döneminde daha da yoğunlaşır. Bunun nedenini önce Memleket Edebiyatı ve daha sonra da Toplumcu gerçekçilik anlayışına bağlaya­biliriz. Bu dönem yazarlarından Abbas Sayar da özellikle ilk romanı Yılkı Atı’yla köy romancıları arasında önemli bir yer edinmiştir. Köyü, köylüyü romanlarında son derece büyük bir gözlem gücüyle değerlendiren Sayar, genellikle köyü sosyal ve ekonomik sorunları bakımından incelemiştir. Romanlarında büyük bir zevkle ele aldığı mekânları ve ait olduğu çevreyi ve bu çevrenin doğasını başarıyla yan­sıtmıştır. Yazar bunları aktarırken oldukça sık yöre insanının konuşmalarına yer vermiştir. Kendine özgü bir dille içinde yaşadığı yörenin kalıplarından kurtularak köy hayatını, çizdiği canlı tipler ve onların konuşmaları sayesinde başarılı bir şekilde anlatmıştır. Bunu yaparken halk kültürü unsurlarından (folklordan) da sıkça yararlanmıştır. Sayar, halk kültürü unsurlarına yer verirken Orta Anadolu halkının yaşamından, yörede kullanılan atasözlerinden, yöresel kelimelerden, deyimlerden, halk anlatılarından ve Yozgat yöresinde meydana gelen sosyal ve tarihî olaylardan bahsetmiştir. Bunları okuyucuya sunarken de mahallî dili (yöre ağzını) sıkça canlı, samimi ve başarılı bir şekilde kullanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Abbas Sayar, halk kültürü, yöresel dil, atasözü, deyim.

“ON DOKUZUNCU ASIR TÜRK EDEBİYATI TARİHİ”NDE

EDEBİYAT-İKTİDAR İLİŞKİSİ

Özlem Nemutlu

Sanatçı bir yazarın kaleminden çıkan On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi, edebî meseleleri ve şahısları tarihî ve sosyal hadiselerin ışığında değer­lendirmesiyle de dikkat çeken bir edebiyat tarihidir. Bu yazıda, edebiyat-iktidar ilişkilerinin nasıl değerlendirildiği üzerinde durulmuş, bu bağlamda, edebiyatın/edebiyatçıların Saray/iktidarla ilişkilerine göre birtakım kırılma noktaları ve ev­rilme süreçleri tespit edilmiştir. Divan şiiri, genel itibarıyla “Saray”ın gölgesinde şekillenmiştir. Ancak 18. yüzyılda başlayan ve 19. yüzyılda hız kazanan siyasî ve sosyal gelişmeler sonucu bu otorite yavaş yavaş dağılmaya başlamıştır. Bununla birlikte devrin şartlarına göre yeni “mutlak”lar, yeni “otorite”ler oluşmaya baş­lamıştır. Buna göre edebiyatın mahiyeti ve işlevi de değişmiştir.

Anahtar Kelimeler: Saray İstiaresi, Mutlak Otoritenin Dağılması, Islahatçı/İhtilalci Edebiyat, Edebiyatta Islahat/İhtilal.

“LEYLA’NIN EVİ” ROMANINDA MEKÂN UNSURU

Berna Akyüz Sizgen

1980 sonrası popüler Türk romanının önemli isimlerinden olan Zülfü Livaneli, Leyla’nın Evi romanının ilk sayfalarında, İstanbul’un tarihini “insanların birbiri­nin mülküne konma tarihi” olarak özetler. Bu duruma paralel biçimde, romanda, ailesinden miras olan Bosnalılar Yalısı’nı kaybetmemenin mücadelesini veren Leyla Hanım’ın hikâyesini anlatır.

Romanın merkez kişisi olan Leyla, Osmanlı kültürüyle yetiştirilmiş, yaşlı bir kadındır. Onun, yıllarca âdeta bir sığınak gibi kullandığı evinden ayrılmak zo­runda kalarak, günümüz İstanbul’unu, özellikle de Beyoğlu’nu ve burada yoğun olarak yaşayan genç insan kalabalığını gözlemlemesi ilginç değerlendirmelere yol açacaktır.

Romanda, Ermeni meselesinden İstanbul’daki gecekondulaşmaya, dinî cemaat yapılanmalarından Beyoğlu’ndaki gece hayatına kadar oldukça farklı meselelere değinilir. Tüm bu meselelerin yansıtıcısı konumunda olan ise, mekân unsurudur. Bu bağlamda roman, mekânsal algı üzerinden Türk kültürü, İstanbul ve sosyal yapıda görülen değişimlere de dikkat çekmektedir.

Mekânın yeniden üretimi ya da duygusal değeri kavramları ekseninde, roman oldukça geniş malzeme sunmaktadır. Dikkat çeken unsurlardan biri, yazarın söz konusu duygusal değeri daha çok kadınların bakış açılarıyla yansıtma çabasıdır.

Bu çalışmada, romanda mekân unsuru çerçevesinde değerlendirilebilecek geniş malzeme ayrıntılı biçimde ele alınacak, yazarın bu malzemeyi kullanış biçimi ve açısı ile ilgili tespitler ortaya konulacaktır. Böylelikle, bu çalışmanın, hem Livaneli’nin romancılığı hem de Türk romanında mekânın kullanımı ile ilgili değerlendirmelere katkı sunması sağlanmaya çalışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Zülfü Livaneli, roman, mekân, Leyla’nın Evi.

YUSUF ATILGAN’IN “ÇIKILMAYAN” ADLI HİKÂYESİNDE

KARAKTERİN SÖYLEMİ

Ebru Özlem Yılmaz

Anlatı analizinin olmazsa olmaz kategorilerinden biri olan “karakter”, Aristo’dan beri tartışma konusu olmuş, zaman zaman ön plana çıkarılmış za­man zaman da önemsizleştirilmiştir. Ancak anlatıbilimin günümüzde geldiği son nokta, karakterin anlatı açısından kritik öneme sahip olduğunu kabullenme yönündedir. Çok boyutlu bir konu olan karakterle ilgili birçok teori de mevcuttur. Yakın dönemde karakterle ilgili yapılan çalışmalar özellikle karakterin söylemi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Burada “söylem”den kasıt, “sözün ve düşüncenin” temsilidir. Bu bağlamda, bu çalışmada, Yusuf Atılgan’ın, anlatıcının sesinden ziyade karakterin sözünün ve düşüncelerinin ön planda olduğu “Çıkılmayan” adlı hikâyesinde karakterin söylemi irdelenecektir. Çalışmanın teorik kısmını oluşturan birinci bölümde “anlatıda söylem” kavramı, anlatıcının ve karakterin söylemleri, sözün ve düşüncenin temsilinde yer alan kategoriler ve bu kategoriler arasındaki benzerlikler/farklılıklar ele alınacak; ikinci bölümde ise “Çıkılmayan” ile ilgili genel bilgilere değinilecektir. Çalışmanın uygulama kısmını oluşturan üçüncü bölümünde ise teorik kısımda belirlenen ölçütlere göre hikâyede karakterin söylemi analiz edilecektir.

Anahtar Kelimeler: anlatı, karakter, söylem, sözün ve düşüncenin temsili, “Çıkılmayan”.

BEHÇET NECATİGİL’İN ŞİİRLERİNDE SOKAK:

KENTLEŞME SÜRECİ ARALIĞINDA HÜZÜNLÜ

VE TEDİRGİN DENEYİMLER

Ferda Zambak

Behçet Necatigil, Türk edebiyatında “evlerin şairi” olarak bilinir. Ev, Behçet Necatigil için kişinin hem kendi iç dünyasına açılması hem de sokakla oluşturduğu karşıtlık bakımından önemli bir duraktır. Şimdiye kadar yapılan Behçet Necatigil’le ilgili çalışmalarda, Necatigil’in ev algısı üzerinde pek çok kez durulmuş fakat onun sokakla kurduğu toplumsal ve sanatsal ilişkiye fazla değinilmemiştir. Oysa hem mekân bakımından hem de “ev”le oluşturduğu karşıtlık bakımından sokak, Necatigil’in dışarıya açılan bir gözü olduğu gibi, değişen sosyal şartların izlendiği, kültürel ve bireysel hafızanın depolandığı “ev” kadar önemli bir duraktır.

Mahalleleri, evleri, bir başka deyişle birbirinden ayrı olarak gözüken yaşam alanlarını birbirine bağlayan sokak, zaman içerisinde değişen görüntüsüyle şaire bir yandan şehrin ve toplumun nabzını tutma imkânını sunar. Öte yandan şair, bireysel duygulanımlar etrafında sokakla nasıl bir ilişki kurulması gerektiğini okuruyla paylaşır. Eskinin canlı bir şekilde hatırlanmasına imkân vermeyecek derecede değişen sokak, hem güvensizliği ile hem de can sıkıntılarının giderilmesi için insanlara sonsuz seçenekler sunan ayartıcı bir mekanizma olmasıyla şiirdeki yerini alır. Bunların yanı sıra Necatigil şiirinde sokak, tıpkı ev gibi ona şiirsel yaratma cesaretini veren önemli bir güdüleyicidir. Çalışmada, Necatigil’in şiirle­rinde geçen sokak görüntüleri, hem toplumsal değişim hem de değişimin şairde uyandırdığı akisler etrafında değerlendirilmeye çalışılacak ve böylece sokağın Necatigil şiirindeki gönderimleri kavramsal bir çerçevede yeniden ele alınacaktır.

Anahtar Kelimeler: Behçet Necatigil, sokak, toplum, modernleşme, kent, şiir.

BELGELER

REŞAT NURİ GÜNTEKİN’İN TELİF HAKLARI HUSUSUNDA

BİR RAPORU

Ömer Özcan

ABDÜLHAK HÂMİD’DEN RIZA TEVFİK’E

MEKTUPLAR

Abdullah Uçman

KİTAPLAR

TARİH KONULU ROMANLARDA SARIKAMIŞ HARBİ

Gülşah Sanin

CİNAİ MESELELER

OSMANLI-TÜRK POLİSİYE EDEBİYATINDA BİÇİM VE İDEOLOJİ

(1884-1928)

Taner Tunç

Yorum Kapalıdır.