18. Sayı

18. Sayı

Ekim 2018

İNCELEME-ARAŞTIRMA

YAKIN DÖNEM TÜRK ROMANLARINDA REDDİMİRAS OLARAK

ANNELİK ALGISI VE YENİ BİR KADINLIK TANIMI

Gizem Akyol

ÖZ: Bu makalede, kadınlarla ilgili meselelerin anneliğe indirgendiği toplumsal hafızaya ters düşmek pahasına da olsa kadınlara kendi kimliklerini oluşturabilmek ve ona sahip çıkmak için bir fırsat sunan ve 1980 sonrasında yazılan bazı romanlardaki “annesizlik” olgusu irdelenmiştir. Kadınları edebi düzlemde özgürleştiren bu romanlarda annesizlik; kadını düşünceleriyle yalnız bırakmak, yaşamı sorgulamasına imkân tanımak ve vardığı noktada fikirlerini uygulayışını seyretmek için bir fırsat anlamlarına gelmektedir. Dünya tarihinin en büyük yapıtlarından olan Sofokles’in trajedisinde, Hamlet’te ve Karamazov Kardeşler’de oğullar, babaları öldükten veya onu kendi eliyle öldürdükten sonra özgürleşirler, benliklerini bulurlar. Edebiyatımızda buna benzer bir kendini bulma macerası Tanzimat’ta olduğu gibi babasızlıkla değil, çok uzak bir gelecekte yazılan romanlardaki anne kaybıyla gerçekleşir. Toplumsal hafızanın öteden beri kadınlık ve annelik konusunda muhafaza ettiği değerlere başkaldıran romanlarda annelik algısının değişimi ve annesizlik kadını kendi olma yolundan alıkoyduğu düşünülen geleneğin aradan çekilmesini ifade etmesi bakımından önemlidir. Romanlardaki kadınlar, kadınlıkla ilgili o güne kadar söylenen hiçbir tarife uymayan, tercihleri göz önünde bulundurulduğunda Türk romanının yeni kadın tipleridir.

Anahtar Kelimeler: kadın, annelik, algı, Türk romanı.

HALİDE EDİB’İN İLK ROMAN DENEMESİ: ÇİNGENE KIZI

İnci Enginün

ÖZ: Halide Edib Adıvar’ın ilk eseri olarak bazı kaynaklarda adı geçen Çingene Kızı adlı yarım kalmış romanın başlangıcı, Türkçe süreli yayınlardaki tefrika romanları tespit eden bir proje çalışmasında ortaya çıkmıştır. Hanımlara Mahsus Gazete adlı gazetede tefrikaya başlanan roman, kendisi de öksüz olan fakat halası tarafından korunan Güzide adlı bir genç kızın sokakta dilencilik yapan küçük bir Çingene kızını konağa getirmesi ve konakta yetiştirmek iznini halasından, yeğeni Rıfkı vasıtasıyla almasını, küçük kızın içine girdiği bu yepyeni evdeki ilk gecesinde geçmiş günlerini ve gecesini, ailesiyle birlikte hayal etmesini anlatmaktadır. Halide Edib’in sonraki eserlerinde de geliştireceği özellikleri, henüz hayli zayıf olan Türkçesiyle ifade ettiği bu hikâyenin muhtemel örneği Ahmet Mithat’ın Çingene adlı romanı olduğunu düşündürmektedir.

Anahtar Kelimeler: Halide Edib Adıvar, Çingene Kızı, roman, tefrika.

MURATHAN MUNGAN’IN “KADIRGA” ŞİİRİNDE METİNLERARASI İLİŞKİLER

Ahmet Evis

ÖZ: Daha çok şair kimliğiyle tanınan Murathan Mungan, kaleme aldığı roman, hikâye, seçki, deneme, senaryo ve oyunlarıyla günümüz Türk edebiyatının önemli isimlerindendir. Yapılan bu çalışmayla öncelikle metinlerarasılığın imkânları ve kullanım teknikleri açıklanmış, ardından Mungan’ın “Kadırga” şiirinde mevcut metinlerarası ilişkiler tespit edilmiştir. İnceleme esnasında şairin, mitolojik ve dinî unsurlardan başlayarak Batı ve Türk edebiyatının önemli eserlerine uzanan geniş çerçevede metinlerarası kullanıma başvurduğu gözlemlenmiştir. Benzer şekilde farklı türlere ait söylem tarzlarının da metinlerarası tekniklerle esere taşındığı dikkat çekmiştir. Şiirdeki tematik yapının tutarlılığı ve muhtevanın derinliği genellikle pastiş ve anıştırma tekniği ile sağlanmış, yer yer diğer metinlerarası tekniklerin de kullanılarak dil ve üslupta çok seslilik sağlandığı anlaşılmıştır.

Anahtar Kelimeler: şiir, metinlerarasılık, Murathan Mungan, “Kadırga”.

TÜRK EDEBİYATINDA HAYAL-HAKİKAT DÜALİTESİNİN DOĞUŞU

Halef Nas

ÖZ: Günlük hayatta çok kullandığımız ancak üzerinde bu nispette düşünmediğimiz hayal ve hakikat kelimeleri 19. asır Türk edebiyatının son çeyreğinde üzerinde çok konuşulan kavramlardı. Mantık biliminden birinci elden yararlanan Osmanlı müellifleri edebiyata ilişkin kimi düşüncelerini bu üst cins kavramlardan hareketle dile getirmiştir. Hayal ve hakikat kavramlarıyla şiir, hikâye ve roman gibi türlerin yanında edebiyat akımlarını da tartışmışlardır. Tartışmaların özünde edebiyattaki muhalleri eleştirerek hakikate bir yol açmak mevzubahistir. Edebiyatta hakikat vurgusu matbuatta bir hayal hakikat düalitesi oluşturunca Türk edebiyatında “yeni”likler başlamıştır. Yazı bu düalitenin ortaya çıkışını yorumlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: yeni Türk edebiyatı, muhal, hayal, hakikat, tenkit, tartışma, düalite.

“EDEBİYAT MAHKEMELERİ”NDE NECİP FAZIL: HEM SAVCI HEM YARGIÇ

Mehmet Özer

ÖZ: Necip Fazıl Kısakürek şairliği yanında keskin polemikçiliğiyle de bilinen bir isimdir. Yaşadığı yıllarda muarızlarıyla sık sık kalem tartışmaları yapmıştır. Edebiyat Mahkemeleri adlı eserinde ise o dönemde halen yaşamakta olan Nurullah Ataç ve artık ölmüş bulunan Tevfik Fikret, Yahya Kemal ve Mehmet Akif’le hesaplaşma yoluna gider ve onları mahkeme huzuruna çıkararak yargılar. Mahkemelerin savcısı da hâkimi de Necip Fazıl’dır. O yüzden iddianameyi hazırlayan da kararı veren de odur. Bu isimler saf şiir ve fikir açısından yargılanırlar. Sonuçta hepsi de olumsuz bir karara muhatap olurlar.

Anahtar Kelimeler: Necip Fazıl Kısakürek, Tevfik Fikret, Yahya Kemal Beyatlı, Mehmet Akif Ersoy, Nurullah Ataç, polemik, saf şiir.

TEVFİK FİKRET KÜLLİYATINA YENİ İLAVELER: İLK İKİ ŞİİRİ

Nâzım H. Polat

ÖZ: Tevfik Fikret’in basın hayatına, Muallim Feyzi ve Muallim Naci gibi Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) tahsili sırasında tanıdığı, eski şiirin rüzgârıyla yazan hocalarını örnek alan metinlerle girdiği bilinmektedir. Fakat onu çok yakından tanımış kimselerden olan Ali Ekrem Bolayır, Mirsat’taki bir gazeli, Hüseyin Ragıp Baydur ve İsmail Hikmet Ertaylan ise ilk metin olarak Tercüman-ı Hakikat’te basılan farklı gazelleri göstermektedirler. M. Kaya Bilgegil, bu şiirlerden, Hüseyin Ragıp Baydur’un verdiği Tercüman-ı Hakikat’te çıkan metnin kronolojik sıralamada diğerlerinden önce yayımlandığını kesinleştirmiştir. Fakat bu makale ile, sözü edilen iki metinden daha önce ama yine Tercüman-ı Hakikat’te yayımlanmış iki manzume daha tespit edilerek Tevfik Fikret’in yazı hayatı 11 ay kadar daha geriye götürülmüş olmaktadır. Söz konusu manzumelerden ilki “Bir Feylesofun Dünyaya Son Nazarı” diğeri ise Victor Hugo’dan tercüme edilmiş “Yalnız İdim” başlıklı bir metindir. Her iki metin de Divan şiiri havasına değil Batılılaşma yolundaki Türk şiiri iklimine daha uygundur.

Anahtar Kelimeler: Divan şiiri, Batılılaşan Türk şiiri, Mirsat, Tercüman-ı Hakikat, tercüme manzume.

TİYATRO SANATINA DAİR BİR SANATÇI ROMANI OLARAK

“SAHNENİN DIŞINDAKİLER”

Canan Sevinç

ÖZ: Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, 1950’de Yeni İstanbul gazetesinde tefrika edildikten sonra 1973’te kitaplaşan üçüncü romanı Sahnenin Dışındakiler, Mahur Beste ve Huzur’la birlikte bir nehir roman meydana getirir. Esasen başkişisi ve anlatıcısı Cemal’in anılarından oluşan romanın, vaka zamanı itibariyle, önem taşıyan cephelerinden biri, Mütareke İstanbul’una dair birtakım gözlemler içeriyor oluşu; diğeri ise adındaki “sahne” kelimesi dolayısıyla bir sanatçı romanı niteliği taşımasıdır. Bir başka deyişle; “sahne” ve bu kelimenin çağrıştırdıkları doğrultusunda bir sahne sanatı olarak tiyatroya dair gönderme ve benzetmelerle yine tiyatrodan ödünçlediği kavram, terim ve icraatlarıyla Sahnenin Dışındakiler, aynı zamanda, tiyatro sanatına dair bir romandır. Dahası roman, bir aşk hikâyesi ve Millî Mücadele anlatısı olduğu kadar, çocukluğundan itibaren oyunculuğa ve tiyatroya ilgi duyan Sabiha’nın, kendi dönemi için büyük bir cesaret örneği sergileyerek “sahneye çıkacak ilk Türk kadını” sıfatıyla tiyatro sanatçılığına adım atışının da öyküsüdür. Bu çalışmada, Sahnenin Dışındakiler, genelde, sahne sanatı olarak tiyatroya, özelde ise romanın merkezî karakterlerinden Sabiha’nın, oyuncu olma yolunda adım adım ilerleyişine değinen bir “sanatçı romanı” olarak değerlendirilecektir.

Anahtar Kelimeler: Ahmet Hamdi Tanpınar, Sahnenin Dışındakiler, roman, tiyatro, sanatçı.

AHMET MİTHAT EFENDİ’NİN “KIRKAMBAR”

DERGİSİNDEKİ EĞİTİM İLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ

Bahattin Şimşek

ÖZ: Eğitim, insanlık tarihinin ilk zamanlarından beri gelişerek ve değişerek gelen bir olgudur. Tarihin her döneminde insanlar gelecek nesilleri ve kendilerini eğitmek için birçok yöntem belirlemiştir. Bunlardan biri de insanlara okuyarak bilgi verecek, onların görgü ve ufuklarını açacak dergilerdir. Kırkambar dergisi de bu amaçla ortaya çıkmış bir dergidir. Ahmet Mithat Efendi’nin üç yıl boyunca çıkardığı bu dergide popüler bilgilerden eğitime kadar birçok konuda bilgi bulunmaktadır.

Kırkambar, Ahmet Mithat’ın yazma, üretme ve öğretme amacıyla kaleme aldığı bir dergi olarak önem arz etmektedir. Ahmet Mithat’ın bu dergide ele aldığı birçok konudan biri de eğitim ve eğitimin nasıl olması gerektiğidir. Ona göre eğitim sistemleri net ve açık bir şekilde modern metotlarla yapılmalıdır. Bu çalışmada da Ahmet Mithat’ın düşündüğü ve Kırkambar’da okurlarına sunduğu eğitim ile ilgili fikirleri tespit edilmeye çalışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Ahmet Mithat Efendi, Kırkambar dergisi, eğitim, basın.

BİLİŞSEL ANLATIBİLİM ÜZERİNE

Ebru Özlem Yılmaz

ÖZ: Klasik-sonrası anlatıbilimin ortaya çıkışıyla birlikte disiplinler arası anlayış ön plana geçmiş ve edebiyat araştırmaları, birçok farklı sahadan ve yaklaşımdan beslenme imkânı bulmuştur. Son yıllarda özellikle yapay zekâ incelemelerine katkısıyla dikkat çeken bilişsel anlatıbilim, edebiyat incelemelerine de yeni bir soluk getirmiştir. Yapısalcı dönemde bahis konusu edilmeyen “anlatı üretme süreci”, “okuyucunun metni anlamlandırma süreci ve bunu yaparken kullandığı stratejiler”, “karakterlerin bilinci ve akıl yürütme biçimleri” gibi meseleler, günümüz anlatıbiliminin en popüler inceleme konularını oluşturmaktadır. Edebî anlatıların yanısıra doğal (gündelik) anlatıları da kapsayan bilişsel anlatıbilim, klasik-sonrası dönemde ortaya çıkan anlatıbilimsel yaklaşımların merkezinde yer almaktadır. Bu makalede öncelikle bilişsel yaklaşım ve bilişsel anlatıbilimin doğuşu ile ilgili genel bir değerlendirme yapılacak, daha sonra ise bilişsel yaklaşımın edebiyata uygulanması bağlamında teorik bilgiler ve örnekler sunulacaktır.

Anahtar Kelimeler: anlatı, zihin, klasik-sonrası anlatıbilim, bilişsel anlatıbilim.

YABANCILAŞMANIN VE AYLAKLIĞIN ARALIĞINDA “LÜZUMSUZ ADAM”

Ferda Zambak

Öz: Sait Faik Abasıyanık’ın 1948’de Lüzumsuz Adam adlı hikâye kitabında topladığı öyküleri, onun olgunluk dönemine ait eserleri olarak değerlendirilebilir. Kitaba adını veren Lüzumsuz Adam hikâyesi, adının yaptığı çağrışımın aksine, lüzumsuz olmaktan ziyade toplumsal yaşamda eleştirisine, bakış açısına gereksinimi duyulan bir ana karaktere sahiptir. Adı hikâyenin sonunda zikredilen Mansur Bey, sadece dışarının yani toplumun bakışından lüzumsuz olarak görülür. Onun hikâyede kendisini yalnız ve rutinleşmiş bir gündelik yaşam içerisinden anlattığı hâli, dışarının onu değersizleştirerek öteki olarak işaretleyen tarafıyla ilgilidir.

Hikâye, toplum ve birey arasındaki mesafede oluşan yabancılığı, bunun oluşturduğu eksiklik ve aksaklıkları sosyal bir eleştiri üzerinden okura sunar. Mansur Bey’in yaşam şeklinin sebebi olan toplumsal düzen ile bu düzenle âdeta başa çıkma ya da buna isyan etmenin bir yolu olarak yorumlanabilecek yalnız dünyası, okura iki taraflı bir bakış sunar. Bu ikili bakış, lüzumsuz olarak nitelendirilen özne ve etrafındaki şeyleri, bunlara dair gözlemlenen bütün oluşları insan ve toplum noktasında yeniden düşünmeye davet eder. Çalışmada, Abasıyanık’ın hikâyesini ana karakter Mansur Bey’in aylak yaşamı etrafında Lüzumsuz olarak adlandıran ve ondaki yabancılaşmaya dikkat çekmek isteyen tavır, aylaklığın ve yabancılaşmanın birbirini besleyen dinamikleri aralığında incelenmeye çalışılacaktır. Böylece modern dünyanın parçaladığı ve belirsiz hale getirdiği yaşam alanında, kendisine sığınabileceği anlamlar aramak isteyen öznenin yaşam şeklinin ve bakış açısının, lüzumsuz ironisi altında nelere eleştiri getirdiği değerlendirilmiş olacaktır.

Anahtar Kelimeler: Sait Faik Abasıyanık, Lüzumsuz Adam, aylaklık, yabancılaşma.

KİTAPLAR

HİKÂYE YAZMAYA NASIL BAŞLADIK?

Burcu Çakın Erdağ

[Sabahattin Çağın, Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatında Hikâye, İstanbul: Dergâh Yayınları, 2017, 141 s.]

Yorum Kapalıdır.