9. Sayı

9. Sayı

Nisan 2014

AHMET MİTHAT EFENDİ’NİN BİLİNMEYEN BİR ROMANI

Fazıl Gökçek

         Ahmet Mithat Efendi gibi hakkında epeyce çalışma bulunan ve özellikle son on beş yirmi yıldır hikâye ve romanları peş peşe yayınlanan bir yazarın bilinmeyen bir romanı olabilir mi? Bu yazıda söz konusu edeceğimiz Hikmet-i Peder adlı eserin kitap olarak varlığı bilinmekte, fakat çok çeşitli alanlarda eser vermiş olan yazarın eserleri içerisinde hangi türe ait olduğu konusunda bir belirsizlik bulunmaktadır. Bu yazı söz konusu kitabın bir roman olduğunu iddia etmektedir.
Anahtar Kelimeler: Ahmet Mithat Efendi, Hikmet-i Peder, Tanzimat romanı.

DENEYSEL BİR GÜNLÜK ROMAN ÖRNEĞİ: “SUZAN DEFTER”

Bahar Dervişcemaloğlu

  Günümüz Türk edebiyatının önde gelen kadın yazarlarından olan Ayfer Tunç, Suzan Defter başlıklı romanında değişik anlatı stratejileri kullanarak kurmaca günlüğün yaratıcı bir örneğini sunmaktadır. Birbirine fazlasıyla benzeyen iki karakterin günlüklerini eş zamanlı olarak sunan roman, geleneksel günlük roman tekniğinin sınırlarını zorlayan deneysel bir çalışma olarak nitelendirilebilir. Bu makalede, öncelikle günlük türü ve günlük roman tekniği ile ilgili bilgiler verilecek, sonrasında da Suzan Defter başlıklı roman sırasıyla günlük roman tekniği, özerk monolog kullanımı ve güvenilmez anlatma açısından ana hatlarıyla incelenecektir.
Anahtar Kelimeler: Günlük roman, Suzan Defter, özerk monolog, güvenilmez anlatma.

BİR BESLENME KAYNAĞI OLARAK ÇEVİRİ:
FATMA ALİYE HANIM’IN “MERAM” TERCÜMESİ ÖRNEĞİ

Serap Aslan Cobutoğlu

   On dokuzuncu yüzyıl, kadın konusunda tüm dünyada değişimin yaşandığı bir döneme tekabül eder. Osmanlı toplumundaki kadınlar da bu değişimden etkilenirler. Bu süreçte, hukukçu ve devlet adamı Ahmet Cevdet Paşa’nın kızı Fatma Aliye Hanım (1864-1926), kadın konusuna getirdiği yeni bakış açılarıyla Osmanlı’daki değişim rüzgârlarının önemli bir cephesini oluşturur. Türk kadını ile iletişime geçebilmek için işe kültürlerarası etkileşimin bir parçası olan çeviriyle başlayan Fatma Aliye Hanım, peşi sıra yayımladığı telif romanlarıyla da kadın-kadınlık-kadın sorunları gibi konuları tartışma zemini oluşturmuştur.
Bu çalışmada on dokuzuncu yüzyıl sonunda tercümenin yerli edebiyatın üretilmesinde işlevsel olduğu bilgisinden hareketle ihtiva ettiği konular bakımından Fatma Aliye Hanım’ın Meram (1890) tercümesiyle telif romanları arasındaki paralellikler ortaya konmaya çalışılmış, bir beslenme kaynağı olarak tercüme metnin yazarın telif eserleri üzerindeki etkisi üstünde durulmuştur. Bununla birlikte çeviri tekniği açısından Meram’ın teknik özelliklerine de değinilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Tanzimat, çeviri, Fatma Aliye Hanım, kadın.

TÜRK ROMANINDA ASKERÎ BÜROKRASİ

Yahya Aydın

    Türk romanı, Türk toplumunun geçirdiği siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik değişiklikleri yansıtan önemli bir kaynak konumundadır. 1950’li yılardan itibaren, Türk romanında asker tipler sık olarak görülmeye başlanır. Özellikle 27 Mayıs 1960 İhtilâli ve 12 Mart 1971 Muhtırası sonrası yazılan romanlarda askerler, Türk roman yazarları tarafından çeşitli bakış açılarından ele alınmışlardır. Bunlardan kimileri, askerleri sermaye ile iş birliği yapmasından dolayı suçlarken kimileri de askerleri toplumun ilerici ve Atatürkçü kesimi olarak görmüşlerdir. Bu incelememizde, 1950-1980 arası yazdıkları eserlerde askerî bürokrasi konusuna eğilen Adalet Ağaoğlu, Attilâ İlhan, Samim Kocagöz ve Sevgi Soysal adlı yazarların toplam altı romanını değerlendireceğiz.
Anahtar Kelimeler: Türk Romanı, bürokrasi, askerî bürokrasi, ordu, memur.

EDEBİYAT BİLİMİNE TEORİK KATKI:
KUBİLAY AKTULUM’UN ÇALIŞMALARINA TOPLU BİR BAKIŞ

Cafer Gariper
Yasemin Küçükcoşkun

        Bu makalede edebiyat araştırmacısı Kubilay Aktulum’un 1999’dan 2013 yılına kadar yayımlanan kitapları tanıtılmakta, çözümlenmekte ve eleştirel bir dikkatle edebiyat araştırmacılığındaki yeri belirlenmeye çalışılmaktadır. Yazarın metinlerarasılık düzleminde ortaya koyduğu ilk eseri Metinlerarası İlişkiler’den başlayarak son kitabı Folklor ve Metinlerarasılık’a kadar beş kitabının edebiyat bilimine katkıları tartışmaya açılmaktadır. Son kitabı olması bakımından Folklor ve Metinlerarasılık üzerinde daha geniş çerçevede durulmaktadır. Söz konusu kitapların eleştirel anlamda getirdiği yeniliğe ve özgünlüğe vurgu yapılmaktadır. Özellikle genç araştırmacıların ufkunu yeni alanlara yönlendirmede bu teorik çalışmaların nasıl bir işlev üstlenebileceği anlatılmak istenmektedir. Teorik alanda sınırlı bilgiye sahip olan Türk edebiyatı araştırmacılığı için bu tür çalışmaların ne anlam taşıdığı ifade edilmektedir. Böylece son yıllarda dikkate değer ürünler ortaya koyan bir araştırmacının edebiyat bilimine katkılarının topluca değerlendirilmesi yoluna gidilmektedir.
Anahtar Kelimeler: Kubilay Aktulum, metinlerarasılık, göstergelerarasılık, edebiyat, anlatı, roman, folklor, Folklor ve Metinlerarasılık.

KEMAL TAHİR’İN “SAĞIRDERE” VE “KÖRDUMAN” İKİLEMESİ
ÜZERİNE OLUŞUMSAL-YAPISALCI BİR İNCELEME

Murat Kacıroğlu

       Edebiyat yapıtını siyasal, toplumsal ve kültürel şartların ürünü olarak gören oluşumsal-yapısalcı yöntem, özellikle de roman incelemesine sosyolojik bir yaklaşım tarzı getirmiştir. Romanları sosyolojik bir belge olarak gören bu yaklaşım, yapıtların anlama ve açıklama olmak üzere iki temel aşamada incelenmesini öngörmüştür. Bu inceleme yöntemi, siyasal ve sosyal temalara yer veren, bir dönemi anlatan tarihsel romanların incelenmesine yönelik farklı bakış açıları ve inceleme ölçütleri geliştirmiştir. Bu yöntem, Türk edebiyatında köy konulu romanların popüler olduğu bir devrede Kemal Tahir tarafından kaleme alınan Sağırdere ve Körduman adlı romanlara uygulandığında, yazarın ele aldığı konuları çok geniş bir bakış açısıyla tarihsel ve toplumsal bir zemin üzerinden işlediği sonucunu ortaya çıkarır. Bu romanlarda yazar kişilerden mekâna, temalardan kurguya kadar toplumsal yapı ve ilişkileri bütünüyle yansıtma amacı gütmüştür. Bu yüzden de ikilemeyi oluşturan bu romanlar, ele aldığı toplumsal olayları, durum ve sorunları sosyolojik yönden başarılı bir şekilde yansıtmıştır. Bu yansımanın boyutlarını göstermek için bu makalede, bu iki roman oluşumsal-yapısalcı yöntem açısından incelenmeye çalışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Roman, tarih, toplum, köy, oluşumsal-yapısalcılık.

NESİP BEY YUSUFBEYLİ’NİN TERCÜMAN’DAKİ
YAZILARI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

Yılmaz Özkaya

    Nesip Bey Yusufbeyli Azerbaycan siyasi tarihinin önemli devlet adamlarından biri olarak tarihe geçmiştir. Özellikle 1918 yılında kurulan Azerbaycan Cumhuriyeti’nin başbakanı olması açısından da kayda değer bir şahsiyettir. Nesip Bey’in daha çok siyasi faaliyetleri araştırılmış onun bu siyasi faaliyetlerinin temelini hazırlayan fikrî gelişimi yeterli ölçüde aydınlatılmamıştır.
Yusufbeyli ilk yazı deneyimlerini İsmail Gaspıralı’nın Tercüman gazetesinde yapmış hatta fikrî bakımından da Gaspıralı’dan etkilenerek solculuktan milliyetçiliğe doğru eğilim göstermiştir. Biz burada Nesip Bey’in Tercüman gazetesinde müstear imzayla yani N. Y. (Nun. Ya.) ile yayımladığı yazılarını tespit ettik ve makalemizde bu yazıların içeriğinden hareket ederek Azerbaycan fikir ve edebiyat tarihi açısından genel değerlendirmeler yaptık. Böylece Nesip Bey’in fikrî gelişimini ve ideal dünyasının gözden kaçan yönlerini belirlemeye çalıştık.
Anahtar Kelimeler: Nesip Bey Yusufbeyli, İsmail Gaspıralı, Tercüman gazetesi, Şefika Gaspıralı, Azerbayfan fikir hayatı, Türk dünyası ilişkileri.

İKİ FUTBOL ÖYKÜSÜ “KUPA MAÇI”1 ve “HASTALAR”2

Cem Şems Tümer

        Günümüzün toplumsal meseleleri içerisinde yer yer önemli bir biçimde gündeme gelen futbol, süreli spor dergilerindeki mizahi öykülerin ve denemelerin dışında öykü ve romana fazlaca konu edilmemiştir. Bu makalede yakın dönem edebiyatımızdan iki tanınmış yazarımızın futbol konulu fazlaca tanınmayan iki öyküsü tanıtılmış ve karşılaştırılmıştır. Köyde ve kentte futbolun nasıl bir yer tuttuğu, bu konuyla ilgili problemlerin hikâyelerde nasıl bir görünüm kazandığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Sanat anlayışları farklı olan iki yazarın iki öyküsü benzer ve farklı yönler bakımından karşılaştırılırken Tahsin Yücel’in “futbol söylemi”nde dile getirdiği unsurlar esas alınmıştır. Futbol konusunun hangi temayı ortaya koyduğu belirlenirken, mekân farklılığı olsa da fanatizmin futbolda farklı sebeplerle kendini gösterdiği görülmüştür.
Anahtar Kelimeler: Öykü, futbol, köy-kent, futbol söylemi, fanatizm, karşılaştırma, Mustafa Kutlu, Mehmet Seyda

Hüseyinzade Ali Turan’ın Arşivinden:
Mektupları, Kartpostalları ve Bazı Belgelere Göre
HÜSEYİNZADE ALİ TURAN BEY’İN
HAYATI HAKKINDA BİLGİLER

Yavuz Akpınar

Hüseyinzade Ali Turan’ın kızı Feyzaver Alpsar tarafından Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne bağışlanan arşivi tasnif edilmiş, böylece Türk fikir ve edebiyat hayatında derin izler bırakmış olan bu şahsiyetin hayatı, faaliyetleri, çevresi, eserleri ve dönemi hakkında daha geniş ve dakik malumat elde etmek imkânı ortaya çıkmıştır.1 Hâlen bu arşivin dijital ortama aktarılması işlemi devam etmekte ve tamamlananlar www.huseyinzadealituran.com adresinde araştırmacıların hizmetine sunulmaktadır.
Bu yazıda özellikle, sözü edilen arşivde bulunan ve Hüseyinzade Ali Bey tarafından, muhtelif vesilelerle gitmiş olduğu yerlerden kendi aile üyelerine yazılmış mektuplar (4 adet) ve kartpostallar (51 adet) kronolojik bir sıra içerisinde araştırmacıların dikkatine sunulmaktadır.

PROF. DR. MEHMET KAPLAN’IN ŞAHSİYETİNİN
YÜCELİĞİNİ GÖSTEREN BİR OLAY

Nail Tan

Evet, Prof. Dr. Mehmet Kaplan (18 Mart 1915-23 Ocak 1986), Türk edebiyatının zirvelerinden biridir. Evet, Yeni Türk Edebiyatı Tarihi’ne adını altın harflerle birkaç defa yazdırmayı başarmıştır. Evet, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı alanında çalışacakların onun eserlerini mutlaka okuma mecburiyeti vardır. Ancak, Türk halk bilimi/folkloru, Türk Halk Edebiyatı alanında araştırma yapan, üniversitelerimizde ders veren çok sayıda araştırmacının, bilim insanının da Kaplan Hoca’ya saygısı, sevgisi yeni edebiyatçılardan hiç de az değildir.
Kaplan Hoca, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin kurucu dekanlığını yaptığı 1959-1960 yıllarında fakültede Türk Halk Edebiyatı derslerinin okutulmasını sağladığı gibi çevresindeki öğretim üyelerinin dikkatini, yörenin halk edebiyatı zenginliğine yöneltmiştir. Erzurumlu halk hikâyecisi, meddah Behçet Mahir’i (1919-1988) üniversite yardımcı hizmetli kadrosuna aldırmış, ondan Köroğlu kolları derlemeye başlamıştır. Bu derlemeler, daha sonra Mehmet Akalın ve Muhan Bâli tarafından tamamlanmış ve Köroğlu Destanı adlı kitap 1973 yılında Atatürk Üniversitesince yayımlanmıştır.1 Ayrıca, Saim Sakaoğlu, Muhan Bâli, Fikret Türkmen, Bilge Seyidoğlu ve Ali Berat Alptekin de Behçet Mahir’den hikâye derlemişlerdir.

MEHMET KAPLAN’DAN İSMAİL PARLATIR’A MEKTUPLAR

İnci Enginün

Prof. Dr. Mehmet Kaplan’ın öğrencileri ve gençlerle yakından ilgilenmesi onun hocalık hayatının en dikkate değer yönüdür denebilir. Gençlerin yetişmesiyle yakından ilgilenir. Kendisine mektup yazanlara, daima cevap verir. Aşağıdaki mektuplar 1986’da ölen Mehmet Kaplan’ın Prof. Dr. İsmail Parlatır’a 1981-1986 arası yazmış olduğu son mektuplarıdır. Bazıları tebrikler veya sadece teşekkür amaçlı olmakla birlikte onun, öğrencilerini nasıl teşvik ettiğini, meslektaşlarının yazılarını okuduğunu ve onlarla ilgili düşüncelerini de bildirdiğini göstermektedir. Mektupların ifşa ettiği bir başka nokta ise İsmail Parlatır ile hazırlamayı düşündüğü bir antoloji projesidir. Bu ne tür bir antoloji idi bilmiyoruz. Mamafih Mehmet Kaplan sürekli planlar yapar, gençlerin yolunu çok kolaylaştıran tavsiyelerde bulunurdu. Bu konuda bilgisine baş vurduğum İsmail Parlatır şu cevabı verdi: “Allah rahmet eylesin, hoca ile Ankara’ya her gelişinde Sakarya’da Gül Palas’ta buluşur, çalışmalar hakkında konuşurduk. Ben Tevfik Fikret’in Dil ve Edebiyat Yazıları’nı hazırlarken sık sık onun görüşlerini alıyordum. Bu çalışma onun çok hoşuna gitmiş ve ilgilenmişti. Özellikle ‘Musahabe-i Edebiyye’lerin tam ve eksiksiz tespiti onu memnun ediyordu. Bir de Fikret’in mensur-şiir tarzındaki yazıları çok ilgisini çekmişti. ‘Servet-i Fünun dönemi yazarlarının bu tür yazılarını toplayalım İsmail’ derdi. Biliyorsunuz Servet-i Fünuncuların çoğu ‘Musahabe-i Edebiyye’ yazmıştı. Ne yazık ki hoca ile bu düşüncemizi gerçekleştiremedik. Ömrü vefa etmedi. Hatta benim Tevfik Fikret’in Dil ve Edebiyat Yazıları’nı bile göremedi. Ancak kitabın planı ve müsveddeleri üzerinde çok konuşmuştuk, o bile benim için bir kazançtı.”

ÖLÜMÜNÜN 50. YILINDA
RIZA TEVFİK’İN KALEMİYLE HALİDE EDİB

Abdullah Uçman

Gençlik yıllarında bir süre Halide Edib’in hususi hocalığını yapan, onun edebiyatla meşgul olmasında, daha doğrusu Şark kültürü ve mistik edebiyata yönelmesinde önemli bir rolü olan Rıza Tevfik, Halide Edib’in edebiyat dünyasında isim yaptığı ileriki yıllarda, onunla nasıl tanıştığını, kabiliyetini keşfedip onu nasıl yönlendirdiğini anlattığı birkaç yazı kaleme almıştır. Aynı şekilde Halide Edib de İngilizce ve Türkçe yayımlanan hâtıralarında bir hoca olarak Rıza Tevfik’in meziyetlerinden söz etmiş, hattâ onu yer yer aynı yıllarda ders aldığı bir diğer hocası olan, daha sonra evlendiği Salih Zeki ile de mukayese etmiştir. Rıza Tevfik’in onun hakkındaki değerlendirmelerine geçmeden önce, Halide Edib bu ilişkiyi nasıl anlatmaktadır önce onu görelim.

HALİDE EDİB ADIVAR’IN MARK TWAIN SOCIETY ÜYELİĞİ

İnci Enginün

1931 yılında Halide Edib, Amerika’da hayli şöhret kazanmıştı. 1928 yılında Williamstown’da düzenlenen Yuvarlak Masa Konferansı’nda büyük bir ilgi çektikten sonra, 1931’de Columbia Üniversitesi, Barnard College’da Türk tarihi dersleri/konferansları vermek üzere davet edilmişti. Bu yıl içinde Halide Edib sadece üniversitedeki dersleriyle yetinmemiş, çeşitli dernek ve kuruluşların davetleri üzerine de Türkiye hakkında birçok konferanslar vermiştir. Bu arada milletlerarası bir kuruluş olan International Mark Twain Society, Halide Edib’e iki mektup göndermiştir. Asıllarını merhum Prof. Dr. Bedi Şehsuvaroğlu’nun arşivinde bulduğum bu mektuplardan ilki 28 Ocak 1931 tarihini, ikincisi ise 31 Ocak 1931 tarihlidir. Birincisinde dernek, Halide Edib’e “edebiyata büyük katkısından dolayı fahri başkan yardımcılığını teklif” etmektedir. Dernek başkanı Cyril Clemens’ın imzasını taşıyan bu mektubun antetli kâğıdında, fahri başkan olarak H. E. Benito Mussolini’nin adı bulunmaktadır.

TÜRK DİL KURUMU TARAMA ÇALIŞMALARINDAN BİR SAFHA:
ABDÜLBAKİ GÖLPINARLI’NIN BİR RAPORU

Ömer Özcan

Cumhuriyetin ilanından sonra kurulan Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu’nun ilk yıllarda kültür hayatımızın geçmişinin ortaya çıkarılması yanında geleceğinin şekillenmesi hususunda önemli hizmetleri olmuştur. Türk Tarih Kurumu, Mustafa Kemal’den sonra Anadolu arkeolojisine ağırlık vererek milletimizin tarih sahnesine çıktığı Orta Asya ile bağlantının üzerinde fazla durmaması; Türk Dil Kurumu, dildeki özleştirme çalışmalarında giderek tasfiyecilik yolunu seçmesinden dolayı eleştirilmiştir.
Cumhuriyetin kuruluş yıllarında kültür kurumları idarî yapı bakımından muhtar değil, ülkedeki eğitim ve kültür hayatımızın yönlendirilmesinde tek merkez olan Milli Eğitim Bakanlığı’nın denetimi altında idiler. 22.3.1926 tarih ve 789 sayılı Maarif Teşkilatına Dair Kanun’un 1. maddesine göre, “Türk dili ve buna müteallik bilcümle ilmî meseleler ile iştigal etmek üzere Maarif Vekâleti’nde bir ‘Dil Heyeti’nin teşkil edilmesi” kabul edilmiştir. Kanunun kabul edilmesinden iki yıldan fazla bir süre geçtikten sonra 23.5.1928 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile “Dil Heyetinin Teşkili” temin edilmiştir. Başbakan İsmet İnönü, 17 ve 19 Temmuz 1928’de Dil Heyeti’nin toplantılarına katılarak çalışmalar hususunda bilgi almıştır. Bundan sonra Dil Heyeti iki kola bölünmüş, bunlardan biri “yazı”, öbürü de “gramer” üzerinde incelemeler yapmıştır. 5.12.1928 tarih ve 7397 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile “Dil Heyetinin Vazifeleri Hakkında Talimatname” kabul edilmiştir.

ANADOLU MECMUASI

Esra Dinçay

[Anadolu Mecmuası, (Haz. Arslan Tekin – Ahmet Zeki İzgöer), Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 2011, XXXIII+500 s.]
II. Meşrutiyetten sonra sistemli olarak ortaya çıkan Türkçülük ve büyük ölçüde onun edebiyattaki uzantısı olan Milli Edebiyat Türklerin kendi kaynaklarına yönelmesini esas alan hareketlerdir. Bu hareket özellikle 1911’den 1918’e kadar hem yayın faaliyetleriyle hem de edebiyat ve fikir adamlarıyla oldukça etkili olmuştur.
Türkçülük başlangıçta bir dil ve kültür milliyetçiliği olarak ortaya çıkmış, daha sonra özellikle Türk Dünyasından İstanbul’a gelen bazı aydın ve yazarların da etkisiyle siyasî bir nitelik de kazanarak nihai ülkü olarak Turancılığı esas almıştır.

BİR MUHALİFİN EDEBÎ VE SOSYAL YAZILARI

Sabahattin Çağın

[Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu: Bir Muhalifin Edebî ve Sosyal Yazıları, (Haz. Alev Sınar Uğurlu), Dergâh Yayınları, İstanbul, 2014, 301 s.]
Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu henüz yirmi bir yaşındayken edebiyat dünyasına dahil olmuşsa da çok kısa bir süre sonra, 1925’ten itibaren başka bir dünyaya, siyaset dünyasına geçen ve asıl şöhretini burada kazanan şahsiyetlerdendir.
Fevzi Lütfi’nin hayatının yaklaşık dört beş yılına sığdırdığı edebî mahiyete sahip yazıları, Alev Sınar Uğurlu’nun değerli çabalarıyla Bir Muhalifin Edebî ve Sosyal Yazıları başlığı altında kitaplaştırıldı.

BİLGE ERCİLASUN’UN “EDEBİYAT TARİHİ VE TENKİT”İ
ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER

Fatih Alper Taşbaş

[Bilge Ercilasun, Edebiyat Tarihi ve Tenkit,
Dergâh Yayınları, İstanbul, 2013, 497 s.]
Sanat hayatımızda, en az tahkiyeli eserler kadar
önem arz eden bir diğer edebî tür, eleştiri/
tenkittir. Edebî eserlerin, devirlerin, şahsiyetlerin,
kültürel meselelerin her yönüyle ele
alınıp derinlemesine tartışıldığı tenkit, kültürümüzün
ve edebiyatımızın gelişmesine katkı
sağlamaktadır. Edebî meseleler konusunda
ciddi araştırmalar ve çalışmalar yapmış, bilimsel
eserler kaleme almış değerli akademisyenlerimiz
bulunmaktadır. Bu akademisyenlerden
biri de, Prof. Dr. Bilge Ercilasun’dur. Ulusal
ve uluslararası sempozyumlarda birçok bildiri
sunmuş, çok sayıda makale yayımlamış,

ÇOCUKLUK VE ŞİİR: ZAMANIN VE MEKÂNIN ÖTESİ

Sultan Sarı Gerçek

[Rahim Tarım, Çocukluk ve Şiir: Zamanın ve Mekânın Ötesi, Özgür Yayınları, İstanbul, 2013, 360 s.]
Çocukluk; oyunlar, rüyalar, hayaller ve olumlu/olumsuz anılarla yüklü kurtarılmış bir cennet gibidir insanlık için. Çocukluğumuzun her bir anısı yetişkin kimliğimizi inşa eden temel taşlardır. Rahim Tarım, bu gerçeklerden yola çıkarak, Çocukluk ve Şiir: Zamanın ve Mekânın Ötesi adlı kitabında, insanın kara kutusu olarak niteleyebileceğimiz çocukluğun izini sürüyor, bunu yaparken de ünlü şairlerimizin şiirlerine ve çocukluklarına şaşırtıcı bir yolculuk yapma imkanı sunuyor.
Öncelikle çocukluğun farklı evre ve halleri, psikolojik, pedagojik, felsefî ve sosyolojik açıdan izah ediliyor. Ardından Cumhuriyet Dönemi Türk şairlerinin şiirlerinde bu evre ve hallerin izleri sürülüyor. Eserin bu yönüyle edebiyat alanındaki disiplinler arası çalışmalara başarılı bir örnek teşkil ettiğini ifade etmek mümkün.

ESİR ŞEHRİN HÜR İNSANI KEMAL TAHİR

Ebru Özlem İncekar

[Sezai Coşkun, Esir Şehrin Hür İnsanı Kemal
Tahir: İnsan, Eser, Fikir, Dergâh Yayınları,
İstanbul, 2012, 664 s.]
Esir Şehrin Hür İnsanı Kemal Tahir: İnsan,
Eser, Fikir, Sezai Coşkun’un doktora tezini
yeniden ele almak suretiyle vücuda getirdiği
bir çalışmadır. “Önsöz”de belirtildiği gibi,
gerek Türk edebiyatında gerek Türk düşünce
dünyasında önemli bir yere sahip olmasına
rağmen, Kemal Tahir hakkında az sayıda çalışma
yapılmıştır. Söz konusu çalışmaların
Kemal Tahir’i bütünlüklü olarak anlatmaktan
ziyade sadece belli yönlerden ele almaları Esir
Şehrin Hür İnsanı Kemal Tahir: İnsan, Eser,
Fikir adlı çalışmanın ortaya çıkma gerekçelerindendir.
“Önsöz”de “Kemal Tahir’i bir
bütün hâlinde ortaya koymak” amacıyla kaleme
alındığı belirtilen bu çalışma, okuyucuya
Kemal Tahir’i Kemal Tahir yapan unsurları
bir terkip hâlinde kavrama ve onu “bir bütün
şahsiyet” olarak tanıma imkânı sunmaktadır.

 

Yorum Kapalıdır.